Cansu Diktaş | SpotTable

Date:

Cansu Diktaş ile birlikte lezzet dolu bir İtalyan mutfağı serüvenine çıkıyoruz! Noodle sevgisinden ev yapımı makarnaya, gece geç saatte mutfağa girip tatlı krizleriyle başa çıkma anılarına kadar bol kahkahalı ve sıcacık bir sohbet bizi bekliyor.

Seni en iyi tanımlayan üç kelime nedir? 

Kesinlikle birincisi titizliğim olabilir. Vicdan olabilir. Vicdanlı bir insan olduğumu düşünüyorum. Bir de çok gelgitliyim. Yani saniyeler içinde ruh halim değişebilir.

Başkaları da bu tanımlara katılır mı? Etrafındakiler seni nasıl tarif eder? 

Kesinlikle katılırlar. Yani titizliğimden zaten bazı insanlar yılmış durumda. Bir de komik olduğumu söylüyorlar genelde. Eğlenceli bir insanım bence. Yani öyle diyorlar.

Okul yıllarına dönersek… En sevdiğin ders hangisiydi? 

Matematik. Ben biraz fen, fenciydim. Yani fen, matematikçiydim. Matematik en sevdiğim dersti. Tarih coğrafyam sıfır denecek kadar çok kötüdür yani gerçekten. Giray’ın da tam tersine çok iyidir ve birbirimizi maçlıyoruz gibi bir şey. Onun da matematiği çok kötüdür. Tarih coğrafyada ondan biraz destek alıyorum. Yani matematik.

Oyuncu olmasaydın ne olurdun? 

Ya bunu aslında çok sonra keşfettim. Keşke okul yıllarında keşfetseydim. Mimarlık, iç mimarlıkla ilgili biraz ilgim var. Dekorasyon, işte evimi falan dekorasyonunu ben yaptım bir arkadaşımla beraber, mimarlık olabilirdi. Keşke okusaydım diyorum. Normalde işletme ekonomi okudum ama hani mimarlık okumayı isterdim yani önceden.

İnsanların senin hakkında bilmediği, şaşırtıcı bir şey nedir? 

Aslında sektörel olarak düşünürsek şöyle bir garip bir huyum var. Gerçekten galiba 6. hislerim biraz kuvvetli olabilir. Beni tanıyan arkadaşlarım da bunu söylüyor. Mesela bir dizi veya bir film falan çıktığında ilk böyle fragmanı izlediğimde mesela tutup tutmayacağını %90 anlayabiliyorum. Bu garip. Bence bir 6. hisle veya işte böyle biraz sektörel işte kastına, şuyuna buyuna falan bakınca gerçekten de tahminlerim genelde çıkıyor. %90 çıkıyor. Yani bu tutar ya da işte 5 bölümde patlar ya da çok güzel reyting kalır falan dediğim şeyler gerçekten yürüyor. Yani garip bir bilgi.

Giray Altınok’la olan çekimlerinizden biraz bahseder misin? Set dinamiğiniz, aranızdaki enerji… Bu süreçte evliliğinize nasıl yansıdı? 

Giray’la biz her zaman çok eğleniyoruz zaten. Evde de çok eğleniyoruz. Bu sete de yansıyor. O yüzden beraber çalışmayı gerçekten çok seviyoruz. Mümkün olduğunca ben kendi projelerimde, kendi tiyatromda da Giray’dan çok destek alıyorum. Giray kendi işlerinde bazı rollerde beni görmeyi çok istiyor. Çünkü beraber sette olunca başka bir enerji, başka bir dinamik oluyor. Zaten geçmişten beri birbirimize çok destek olduğumuz için bu yolda birbirimizle beraber çalışıyor olmak şu anda aktif olmak bizi çok mutlu ediyor.

Prens dizisindeki rolüne hazırlanırken nasıl bir hazırlık sürecin oldu? 

Prens dizisinde benim rolüm aslında az önce söylediğim gibi yani sadece hani gelir misin, bu rolde yanımda olur musun deyip küçücük başladığım bir roldü, Fransız kraliçesi çok küçük konuktum. Sonra iş 3. sezonda başka bir hikayeye dönüştü, kadınlar çağı olunca. Aslında Fransız kraliçesi normal hayatta var olan bir karakter. Fransa kralı da gerçek hayatta var olan bir karakter.

Küçük bir araştırma yaptım karakteriyle ilgili kadının. O kadar yani 3. sezonda gerçekten iş başka bir noktaya gitti. Ama Varbunlar seti ile ilgili Varbunlara hazırlanırken şu anda Varbunların 3. sezonu çekiyoruz. Bu arada çok beklediğimiz, heyecanla beklediğimiz bir işti bizim de.

Kerem de zaten çok yakın arkadaşım aynı zamanda. O üçümüz sette daha güzel bir enerji çıkarıyoruz. Çok keyif alıyoruz, birbirimizi çok güzel besliyoruz. Çok güzel dengeliyoruz. İşte sen bunu yap, sen şunu yap ya da “Abi bu fazla oldu, biraz dur” falan diyebiliyoruz birbirimize. Çok keyifli geçiyor o yüzden sette yani birbirimize destek olmak zaten geçmişte de en büyük hayallerimizden biriydi. Şu an bunu yaşıyor olabilmek bizi mutlu ediyor tabii.

Komik ya da ilginç bir anın var mı? 

Ya var aslında biraz spoiler da olabilir bu. Çok da spoiler değil aslında da çok içeriden bilgi vermeyeyim. Şimdi beni kesebilirler yani. Prens’te ata biniliyor ya biliyorsunuz yani birçok karakter at biniyor. Bu sezon bana da “At bineceksin” dediler. Ve ben 13-14 sene önce çok güzel at biniyordum. Ama bir 13-14 senedir hiç binmedim.

Beni aradı işte reji, dedi ki: “Cansu Hanım bu sene hani at var, daha önce pratik yapmak ister misiniz?” falan. Ben de aşırı cool bir şekilde şey dedim yani: “Ya ben senelerce bindim arkadaşlar. Hiç gerek yok yani. Hiç gelmeme bile gerek yok. Ben çok güzel hallederim.” Sete bir geldik, atlar bir geldi. Yani ben böyle gerçekten atın büyüklüğünü unutmuşum. Yani böyle bir şey olamaz. Ve 5-6 tane at yan yana bir dizildi, biz kraliçeler falan.

Ben bindim ata, benimki de bir hırçın çıkmasın mı ya? Böyle bir şey olur, denk yani hep böyle denk gelir zaten. At durmuyor. Seyis, işte normalde bizim oyuncu arkadaşlarımızdan biri tutuyordu. At o kadar durmuyor ki seyislerden biri geldi artık benim atımı tutmak için ve ben en sona şöyle bir an yaşandı yani; böyle bayağı çekiyoruz, herkes işte repliklerini söylüyor falan. “Hocam bir dakika, ben biraz korktum galiba ya” falan dedim ve durdu herkes. Yani reji geldi ve şey, “Cansu Hanım ne oldu hani biniyordunuz?” “Arkadaşlar ben biraz unutmuşum da at binmeyi” falan dedim, herkes yarıldı yani. Herkes gayet güzel cool bir şekilde biniyor, benim bütün karizmam gitti yani orada; gerçekten unutmuşum at binmeyi.

Prens setinde aldığın (ya da almayı planladığın) bir set eşyası var mı? 

Giray’ın kılıcını almak istiyorum eve hatıra olarak. Yani bence çok güzel. Üstünde minik kelebek falan var. Çok güzel yani. Onu çalacağım ama sezonlar biraz bitsin, yapımcı Müşvik Bey’den onu rica edeceğim. Yani evde güzel bir hatıra olur bence.

Bir yemek belgeseli çekme şansın olsa, hangi mutfağı tanıtmak isterdin? 

Japon mutfağı diyecektim buna ama hiç suşi gerçi bir suşi yapma takımı falan aldık eve bir ara. Bir küçük denedik ama çok başarılı olamadık. İnşallah onu geliştirirsek Japon mutfağı diyebilirim. Çünkü suşiyi çok severiz. İkimiz de çok severiz. Ben noodle da çok severim. Japon mutfağı olabilir. Kendimi biraz geliştirmem lazım ama bu konuda, kendim yapacaksam yemekleri. Yani şu anda çok güvenmiyorum kendime.

Yemek yapabiliyor musun? İmza yemeğin var mı? 

Ayıp ediyorsun. Tabii ki de yapıyorum. Eşim bu kadar güzel yemek yaparken ben de yapıyorum. Yani genelde bir taraf yapar bir taraf yapamaz olur ya hani böyle. Yok, biz yemeği de yapmayı da çok seven bir çiftiz. Yani yemek yemeyi de çok seviyoruz gerçekten. İyi yemek yemeyi yapıyorum. Ben de güzel yemek yapıyorum. Uzun yıllar yalnız yaşadım üniversite hayatında ve orada çok alıştım zaten yemek yapmaya. Pilav seviyorum. Böyle aromalı pilavlar seviyorum. İşte meyhane pilavı gibi böyle içine bir şey katılan pilavları seviyorum. Üniversite döneminden beri böyle hep evde kendi uydurduğum diyebilirim aslında bir pilavım var. Patlıcanlı böyle kuru domatesli bir pilav. O spesyalim olabilir. Evet onu sık sık yapıyorum. Karbonhidrat sevdiğimizi söylemiştim. Birimiz makarnacıyız, birimiz pilavcıyız. Evde karbonhidratasyon var.

Alışılmışın dışında ama çok sevdiğin bir yemek ya da içecek kombinasyonu var mı? 

Benim de çok çirkin bir kombinasyonum var bu konuda. Yani bunu söylesem mi söylemesem mi çok tereddüt ediyorum. Kötü hamburgercilerin kötü yağlarla pişmiş güzel patates kızartmaları vardır ya böyle ince dilim, aşırı güzel tuzlu ama böyle incecik kızarmış. Onu ne olur bir gün benim için bonibonlu dondurmayla yiyin. Bakın dünyanın en güzel şeyi. O dondurmayı bence patates kızartmasının yanında sos olarak gerçekten vermeliler. Yani o patates kızartmasını o dondurmaya banacaksın ve tuzlu tatlı aroma karışımlarına bayılıyorum. Lütfen bir gün bunu benim için deneyin. Müthiş bir şey. Patates, tuzlu patates kızartmasıyla ama bonibonlu dondurma olacak. Çok güzel. Çok seviyorum. En sevdiğim.

Mükemmel bir ilk buluşma için bir rehberin var mı? Ne yapılır, ne yenir? 

Bence ya İstanbul’daysak eğer biz biraz İstanbul’da şeyiz yani rakı balıkçıyız boğazda. Yani Türkiye sınırları içindeysek bence güzel bir balık restoranı olabilir. Güzel keyifli içeceklerle beraber balık restoranı olabilir bence.

Geceleri mutfak perileri seni ziyaret eder mi? 

Maalesef eder ya. Keşke etmese. Yani gece o 12’de, 1’de girilen mutfak hep hüsranla ve hep böyle mutsuzlukla o yatağa girme oluyor genelde ama tadı da bir başka oluyor ya. Bir sandviç, böyle bir küçük bir tost mu yapsak? İşte oluyor maalesef. Evet, gece yemeği seviyoruz. Biraz azaltmaya çalışıyoruz bu ara. Eskiden daha çoktu yani gece 1’de, 2’de kalkıp yemek yapıp yediğimiz falan oluyordu. Tatlı falan yapıp yediğimiz, bir sütlü tatlı ikimiz de çok severiz. “Bir muhallebi yapsana yiyelim, işte bir şey yapsana yiyelim” falan. Gece bir artık hoş değil. Yapmamaya çalışıyoruz.

Senin için en unutulmaz yemek hangisiydi? 

En unutulmaz şey olabilir gerçekten. Giray’la ilişkimizin ilk başlarında Giray çok güzel, o beğendili Ali Nazik, yanına tereyağlı pilav yapıyordu ilişkimizin ilk başlarında falan. O hem o güzel heyecanlı günler hem de çok lezzetli yemek yaptığı için o yemekleri hiç unutamıyorum yani. O bir dönem ondan çok sık yapıyordu ve çok yiyorduk. Çok da güzel yapıyordu. O, evet bana güzel şeyler hissettiriyor o yemek.

Kendine geçmişten bir not yazsan, ne derdin? 

Sabret, her şey çok güzel olacak. Her şey yoluna girecek.

İçeriği Paylaş:

Abone Ol

spot_imgspot_img

Popüler

Bunun gibi daha fazlası
Benzer

Vahide Perçin’in Tiyatro Sahnelerinden Ekranlara Uzanan Kariyer Yolculuğu

13 Haziran 1965’te İzmir’de dünyaya gelen Vahide Perçin, oyunculuk kariyerine Ankara Sanat Tiyatrosu ve Devlet Tiyatroları’nda adım attı. Televizyon dünyasına 2003 yapımı Bir İstanbul Masalı dizisiyle geçen usta oyuncu, kısa sürede geniş kitlelerin beğenisini kazandı.

Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu’ndan ‘A.B.İ.’ Dizisi Kareleri

A.B.İ. dizisinin ikinci sezonundaki Bergüzar Korel ile Kenan İmirzalıoğlu'ndan ilk kareler paylaşıldı.

‘GQ Türkiye MOTY 2026’ İçin Geri Sayım: Dünyaca Ünlü İtalyan Yönetmen Chiara Tilesi İstanbul’da 

GQ Türkiye’nin her yıl büyük ses getiren ve gelenekselleşen "Men of the Year" (MOTY) 2026 töreni için hazırlıklar başladı. Dünyaca ünlü İtalyan yönetmen Chiara Tilesi, MOTY 2026 çekim detaylarını planlamak ve görsel dili şekillendirmek üzere Ağustos ayında İstanbul’a geldi.  

Boran Kuzum ‘Yağmurlar’ Klibiyle İlk Kez Yönetmen Koltuğunda

Başarılı oyuncu Boran Kuzum, şarkıcı Tuğçe Şenoğul'un Atlas albümünde yer alan "Yağmurlar" şarkısının klibiyle ilk kez yönetmen koltuğuna oturdu.