The İstanbul Spotlight’a konuk olan Almila Ada bale kariyerinden oyunculuğa geçiş serüvenine, sektörün zorluklarından ev hayatına kadar birçok soruyu FaceOff programında yanıtladı.
Kamera karşısına ilk geçtiğin anı hatırlıyor musun? Neler hissetmiştin?
Hatırlıyorum. 20’lerimin çok başındaydım. Açıkçası insanların anlattığı gibi büyük bir heyecan yaşamamıştım. Bizim sektör biraz kaotik bir yer ya… İnsanlar ilk sete çıktığında o kalabalık, koşturmaca ve stres onları çok etkileyebiliyor. Ama ben galiba çocukluğumdan beri sahnede büyüdüğüm için o kalabalığa alışkındım. Daha çok “Burada ne hissedeceğim?”, “Kendimi nasıl göreceğim?” kısmına odaklanmıştım. Belki bale geçmişimden dolayı izlenmek ya da kalabalık karşısında olmak bana korkutucu gelmedi.
Kariyerinde alkış aldığın ama içten içe bu ben değildim dediğin bir an oldu mu?
Balede gerçekten alkış için yaşıyorsun çünkü sahnede tamamen oynadığın karakter için varsın. Oyunculukta ise insanlar karakterle seni karıştırabiliyor. Seni oynadığın karakter üzerinden seviyor ya da eleştiriyorlar. Ama ben hiçbir zaman “Hayır, ben o değilim.” diyen biri olmadım. İnsanlar bana karakter ismiyle seslendiğinde bile bozmak istemiyorum o hissi. Çünkü bir şekilde o karakteri savunarak oynuyorum zaten. O yüzden insanların sevgisini kabul etmek hoşuma gidiyor.
Bale sahnesi mi, televizyon ekranı mı?
İkisi de benim için çok başka yerlerde duruyor. Bale benim çocukluk hayalimdi. İki-üç yaşından beri istediğim bir şeydi ve onu yarıda bırakmadan gerçekleştirebilmiş olmak bana büyük bir huzur verdi. Oyunculuk ise bambaşka bir heyecan. İki farklı hayat yaşamış gibi hissediyorum bazen. Şanslıyım ki bu hayatta ikisini de yapabildim ve ikisini de severek yaptım.
Başarı seni daha özgür mü yaptı yoksa sana yeni korkular mı ekledi?
Daha çok kaygı ekledi diyebilirim. Ama ben zaten genel olarak kaygılı biriyim. Özellikle iş konusunda çok kaygılanıyorum. Bir senaryo geldiğinde “Bunu yapabilecek miyim?”, “Altından kalkabilecek miyim?”, “Karşılığını bulacak mı?” diye çok düşünüyorum. Ama benim kaygım daha çok kendimle ilgili oluyor. Bir işi izlediğimde “Keşke burada daha iyi oynasaydım.” diye düşünüyorum. Reyting kısmı tabii ki sektör için çok önemli ama ben yaptığım işten memnunsam, hakkını verdiğimi hissediyorsam kendimi başarısız hissetmiyorum.
Sence reyting kaygısı sektörü nasıl etkiliyor?
Bir iş düşük reyting aldığı zaman çok kısa sürede bitebiliyor ve herkes daha az kazanmış oluyor. Şu an sektörde herkesin üzerinde “Nasıl olsa 3-4 bölüm sonra bitecek.” stresi var gibi hissediyorum. Bence bu durum senaristleri, oyuncuları, bütün ekibi etkiliyor. Çünkü daha ilk bölümden itibaren herkes “Ya olmazsa?” kaygısıyla çalışıyor.

Işıklar söndüğünde ve kimse bakmazken en çok hangi halinle yüzleşirsin?
Bunu benimle çalışan herkes bilir. “Kestik” denildiği anda direkt kendi halime geri dönüyorum. Eve gideyim, yemek yapayım, eşimle ve köpeğimle vakit geçireyim istiyorum. Hatta bazı arkadaşlarım bana “Sen oyuncu olduğunun farkında değilsin.” diyor çünkü özel hayatımla işimi çok ayırıyorum.
Sosyal medyayla aran nasıl?
Aslında sosyal medyaya kendimi yüzde yüz veren biri değilim. Hatta bazen bu konuda kendimi biraz geride kalmış hissediyorum. Eskiden daha çok iş paylaşan klasik oyuncular gibi kullanıyordum ama son zamanlarda günlük hayatımdan daha fazla şey paylaşmaya başladım. İnsanların buna verdiği karşılığı görünce ben de keyif almaya başladım açıkçası. Çünkü insanlar ekranda sadece karakteri görüyor ama gerçek Almila’yı bilmiyor. Bazen sürdüğüm bir ruj ya da yediğim bir yemek bile insanlarla aradaki bağı değiştiriyor. Bu duyguyu sevdim.
Motivasyonun düştüğünde kendini nasıl yükseltirsin?
Aslında çok büyük şeyler yapmıyorum. Kendimi kötü hissettiğimde biraz daha içime kapanıyorum. Sessizleşiyorum. Bazen sadece bunun geçecek bir duygu olduğunu kabul ediyorum. Kitap okuyorum, yürüyüş yapıyorum, deniz kenarına gidiyorum. Daha bireysel bir şekilde o enerjiyi atmaya çalışıyorum. Eğer birkaç gün geçmiyorsa o zaman ailemle konuşuyorum. Problemi çözebiliyorsam çözmeye çalışıyorum. Çözemiyorsam da bazen sadece inanç iyi geliyor insana.
Hayatında “iyi ki risk almışım” dediğin bir karar oldu mu?
Bale kariyerimi bırakıp oyunculuğa geçmek büyük bir riskti benim için. Çünkü çocukluğumdan beri emek verdiğim bir alanı bırakıyordum. Ben çok büyük riskler alan biri değilim aslında. O yüzden bu benim için çok zor bir karardı. “Sevecek miyim?”, “Yapabilecek miyim?”, “İnsanlar beni kabul edecek mi?” gibi çok fazla kaygım vardı. Şu an dönüp baktığımda “iyi ki yapmışım” diyorum.
Kontrolcü biri misindir?
Kontrolcü değilim ama çok planlıyımdır. Geç kalmaktan nefret ederim. İnsanların geç kalmasına da sinir olurum. Hayatım genel olarak disiplin üzerine kurulu diyebilirim. Belki bale geçmişinin etkisi vardır bunda.
Evdeki Almila nasıl biri?
Çok sessiz biri. Gerçekten konuşmadan yaşayabilirim. Yemek yapmayı çok seviyorum. İnsanlar bazen bunu “Evlendiğim için” gibi düşünüyor ama alakası yok. 20’li yaşlarımın başından beri yemek yapmayı seviyorum. Bana terapi gibi geliyor. Evde köpeğimle oturup bir şeyler izlemek en sevdiğim şey olabilir.
Oyunculuk dışında üretmek istediğin başka alanlar var mı?
Pandemiden önce bir bale stüdyom vardı. Sonra online’a taşımıştım. Belki ileride tekrar fiziksel bir stüdyo açmak isterim. Ama pandemi bana bir şeyi öğretti: Hayatta çok büyük ve kesin planlar kuramıyorsun. Çünkü bir günde bütün dünya değişebiliyor. O yüzden artık uzun vadeli hayaller kurarken bile kendimi şartlamıyorum. Sağlık olsun, işimiz gücümüz olsun. Olacağı varsa bir şekilde oluyor zaten.




