The İstanbul Spotlight’ın yemek ve sohbet konseptli formatı Spottable’a konuk olan Rahimcan Kapkap yemekle kurduğu ilişkiyi, gece rutinlerini ve çok daha fazlasını samimi bir şekilde anlattı.
Soru: Hayatını bir yemek siparişi verir gibi anlatabilir misin?
Aslında üç peynirli baklava gibi. Çok iç içe. Biraz acı eklenebilir içine. Biraz da dinginlik ve sakinlik.
Soru: Seni anlatan bir tabakta hangi iki tat ön planda olur?
Kesinlikle acı. Acının kölesiyim diyebilirim. Her şeye acı koyabilirim. Yemek konusunda da sadeliği tercih ediyorum. Tuz ve acı benim için yeterli oluyor.
Soru: Birinin senin için hazırladığı en unutulmaz yemek neydi, kim yapmıştı ve neden hala aklında?
Aslında çok spesifik bir anım yok aslında ama ben de güzel yemek yaparım, hazırladığım yemekler unutulmaz olur. İlk sushi deneyimimi unutamıyorum. Eski kız arkadaşımla söylemiştik ve sanırım kötü bir yerden söyledik. Midem çok kötü olmuştu. Sonra ben gidip balıkları kızartıp öyle yemiştim. Şu an hâlâ hatırladığıma göre unutamamışım demektir.
Soru: Geceleri mutfak perileri seni ziyaret eder mi?
O periler benim evimde yaşıyor diyebilirim. Mesela dün sabah sekizde çıktım evden, gece on bir buçukta döndüm. İki ekiple birden çalışıyordum ve eve geldiğimde çok açtım. Dışarıdan yemek söylemeyi çok sevmiyorum. O yüzden genelde gece yemek yapıyorum. Sonra bir şey izlerken o yemeğin ağırlığıyla uyuyakalıyorum. O periler benim evden hiç çıkmıyor yani. Soslu makarnaları deniyorum.
Soru: Alışılmışın dışında çok sevdiğin bir yemek veya içecek kombinasyonun var mı?
Yok sanırım. Ben daha çok tatlı ve tuzluyu dengelemeye çalışıyorum. Mesela beyaz peynirle çilek reçeli kahvaltıda çok iyi gidiyor. Ama onun dışında çok bocalamayı sevmiyorum yemek konusunda.
Soru: En son hangi film veya diziyi arka arkaya izledin?
Scarface. Özellikle filmin başındaki sorgu sahnesini sürekli açıp izliyorum. Böyle gece uyurken boş boş sosyal medyada dolaşacağıma onu açıyorum. Benim için ders gibi bir sahne gerçekten.
Soru: En son kime ne bahanesi uydurdun ve hala fark edilmediğine seviniyorsun?
Halı sahaya çağırıldığımda genelde “Setim var.” diyorum. Aslında olmasa bile kimse sorgulayamıyor çünkü gerçekten setim oluyor çoğu zaman. “Set programını kim kontrol edecek?” rahatlığı var biraz. Adalem atmasın diye set bahanesini kullanıyorum.
Soru: Bir yemek tutkununun İstanbul’da mutlaka ziyaret etmesi gereken semt neresi?
Sirkeci, Eminönü’dür herhalde. Çok gurme biri değilim aslında ama orada güzel çiğ köfte yemiştim. Balık ekmek bence biraz abartılıyor ama turşu suyu gerçekten çok iyi.
Soru: Telefonunda notlar kısmında en son yazan nedir?
Yazının enerjisine inanıyorum, kağıt kalemle yazmayı tercih ediyorum. Bir motivasyon cümlesi yazmışım. ‘Olmak için doğduğum adamım.’ Altına da ‘Zor değil kolay, zorlaştırma’ yazmışım. Çocukluğumdan geliyor bu meslek. Aslında kendini nerede hayal ettiğinle ilgili. Benim evimde de ‘neyi düşünürsen o olursun’ yazısı var. Hayal etmek kendine engel koymadığın sürece seni harekete geçiriyor.
Soru: Hayatında keşke daha erken tanısaydım dediğin biri var mı?
Kedim Pamuk. İlk defa kedi sahipleniyorum ve gerçekten bayılıyorum ona. Eve her girişimde bana hesap soruyor, bağırıyor, çağırıyor ama tamamen koşulsuz sevgi hissini bana veriyor. Bazen içime kapandığım anlarda “Benden başka kimsesi yok ve ondan başka kimsem yok.” hissi çok etkiliyor beni. O yüzden keşke daha önce tanışsaydık diyorum gerçekten. Onun dışında ekibimle daha önce tanışsaydım da bir şeyler daha da kolaylaşabilirmiş.




