Bu FaceOff bölümünde Gökberk Demirci, sadece bir oyuncu olarak değil; denge arayan bir insan olarak da içten ve samimi bir yüzleşmeye adım atıyor. Önyargıları geride bırakmaktan, duygusal hassasiyetle başa çıkmaya, kişisel gelişimin sessiz disiplini üzerine konuşuyor.
Hayatında şu an olduğun yerden mutlu musun?
Gerçekten mutluyum. Laf olsun diye söylemiyorum. Zamanında işte belki hayalini kurduğum, “keşke” dediğim bir süreçten geçiyor olabilirim. Daha doğrusu böyle hissediyorum kendimi. O yüzden genel anlamda mutluyum.
Kariyerinde kendini şu an hangi basamakta görüyorsun?
Ben aslında heyecanımı hiç yitirmediğim için, hâlâ o ilk günkü heyecanı korumayı başardığım için başlarında diyebilirim. Yani kariyerimin başlarındayım.
Hayatında affedemediğin biri var mı?
Aslında vardı ama dürüst olacağım, son zamanlarda okuduklarım, düşündüklerim, duyduklarım dolayısıyla affetmeyi öğrendim. Affetmem gerektiğini öğrendim. Yani ille birisini söyleyeceksem, yapmış olduğum bazı manevi hatalardan dolayı kendimi affedemiyorum diyebilirim. O kadar tecrübeye rağmen.
Şimdi aslında özellikle erkeklere sorduğumuz bir soru var sırada. Kimsenin bilmediği ama yapmaktan en fazla zevk aldığın ev işi hangisi?
Şöyle, artık çok bilinen bir şey. Ben ileri seviye bir antika tutkunuyum ve benim ev müze gibi oldu artık. Yani böyle, hani arkadaşlar dalga geçiyorlar, “Bileti nereden alıyoruz?” falan. Kıyamadığım için ve gerçekten çok hassas bazı ürünler olduğu için toz alma kısmı bana düşüyor. Neye nasıl davranacağımı, nasıl tutmam gerektiğini daha iyi biliyorum haliyle. Artık bu tabii alışkanlık haline geldi. Toz alıyorum yani seve seve, müziğimi açıp.
Kaç günde bir yapıyorsun?
Bazen üşeniyorum ama yapmam gerekiyor, iki günde bir belki ama bazen o 3-4-5 günü bulabiliyor.
O zaman hayranların, “Acaba Gökberk Demirci şu an ne yapıyor?” diye düşündüğünde seni toz alırken hayal edebilirler mi?
Aynen. Muhtemelen evdeysem toz alıyorumdur yani.
Hayatında söylediğin en tatlı yalan hangisiydi?
Tatlısı var mıdır bilmiyorum. Böyle mecbur kaldığım, “5 dakikaya oradayım”dır. Yani ilk aklıma gelen buydu.
Çok yoğun bir fan kitlen var. Onların bu yakın ilgisi senin hayatında neleri değiştirdi?
Açıkçası benim kendime olan inancımı arttırdı diyebilirim. Motivasyonumu arttırdı. Çok klişe şeyler olacak belki ama son derece mutluyum ve memnunum bu durumdan ve her geçen gün böyle çoğalıyoruz, artıyoruz gibi bir durum var. Zaten aile gibi olduk. Bilen biliyor. Beni çok ileriye yönelik cesaretlendiriyorlar ve motive ediyorlar diyebilirim.
Biraz bize o kısmı anlatsana. Nasıl yorumlar alıyorsun genelde onlardan? Hani seni çok güldüren ya da üzen yorumlardan karar verirsin.
Üzüldüğüm yorumlar da oluyordu. Eskiden ben çok etkisinde kalıyordum okuduklarımın. Artık biraz daha kontrollü olmayı öğrendim maalesef. Ama bu yapı gibi bir şey. Yani benim bir şeyi bilip bilmememle alakası yok. Hani etkileniyorum yani ister istemez. Nasıl iyiler mutlu ediyorsa bazı kötü, acımasız yorumlar… Eleştiriler demiyorum asla. Çünkü bazıları artık hakaret boyutuna ulaşıyor. Ve hiç anlam veremediğim bir şey.
Hiç unutamadığın bir yorum var mı? Canını acıtan, kalbini acıtan.
Hepimizin farklı tecrübeleri var bu konularda eminim. Ama bir dönem böyle, şu an detayına girmeyeceğim ama bir yüzden artık annem rahmetli oldu işte 5 yıl önce. Ona bile hani dil uzatan insanlar olmuştu. İşte bazı kesim, ayrı düştüğümüz, zamanında bir bütün olduğumuz ama sonrasında bir sebepten ayrı düştüğümüz bazı insanlar sırf bir yerden vurmak için hakaret etmek için artık her yola başvuruyorlardı. En canımı yakan o olmuştu. Yani hani ölmüş bir insanın ne suçu, günahı var? Ama onun dışında genelde gerçekten %99’u hep böyle, sanki ailelerinden biriymişim gibi mesajlar oluyor. Ama çok güldüklerim de oluyor. Örnek veriyorum, sakallarımın beyazlığına takmış durumdalar. “Neden boyamıyorsun sakallarını?” Ya, bir iş olur ya. Ben buna ihtiyaç duymuyorum. Yani hani iş için yapılabilir fakat sosyal gündelik hayatımda bunu kafama takmıyorum. Yani bu da hayatın bir parçası.
Hayalindeki rol nedir geleceğe dair?
Çok saçma gelecek ama ben çok hayal kuran bir insan değilim. Özellikle mesleğimle ilgili. Çünkü o spontane durumu çok seviyorum. Bir de hayat sürprizlerle dolu olduğu için malum. Ne zaman bir rol vardır…
Ama hedeflediğin bir rol vardır. Komedi olur belki.
Rol olarak mı olacak bilmiyorum. Umarım doğru cevap olur. Mesela aşırı derece bir Anthony Hopkins hayranıyım ben ve o Hannibal serisini çok seviyorum. Hannibal Lecter gibi bir karakter veya Sylvester Stallone’un Rocky Balboa gibi bir karakteri oynamayı çok isterdim.
Hayranlarım beni şu an şunu yaparken görse asla inanmazlar dediğin, daha gizli kalmış bir alışkanlığın var mı? Ya da son zamanlarda edindiğin?
Son zamanlarda insan psikolojisi ve kişisel gelişime takmış durumdayım ve gerçekten bana çok iyi geliyor. Yani hani uygulamaya da başladığıma inanıyorum az çok. Artılarını çok görüyorum sosyal hayatımda. Yani meditasyon diyeceğim ama tam olarak öyle sayılmaz. Mesela oturduğum yerde o enerjimi tazelemeyi, zihnimi yenilemeyi, her güne gerçekten yeni bir güne uyanmayı öğrendim. O meditasyonla diyeyim. Çok bilinmez o mesela.
Belirli bir süre ayırıyor musun her gün meditasyona?
Yok. Ben sabahın enerjisine çok inanıyorum. Çünkü yeni bir gün böyle yeni bir benlikle bakış açısıyla uyanıyoruz her sabaha. Ben onu tazelemeyi öğrendim. Yani dünü dünde bırakıyorum. Biraz zor oluyor tabii ki. Özellikle böyle manevi konularda veya olumsuz edindiğimiz tecrübeleri orada bırakmak bazen zor olabiliyor. Fakat o meditasyon hâli bana çok iyi gelmeye başladı. Birkaç aydır her sabah rutinime dönüştü. Yani hani kahve, kitap, beraberinde o hiçlik durumu. Hani bir anda bütün sesler kesiliyor, görüntü kayboluyor, hareketler azalıyor, duruyor vesaire. Aşırı yenilediğini hissettim bunun beni.
Harika. Peki bana “Bu deneyim, hayatımın dersi oldu” dediğin bir anın var mı?
Aslında çok var.
“Ben artık eski ben değilim” dediğin?
Keşke diyebilsem onu diyorum ama beraberinde…
Tekrarlıyor.
Evet tekrarlıyor. Bir 10 saniye falan sürüyor artık “Ben yeni bir benim” dediğim kısım ama ya ben çok kızıyorum kendime bu yüzden bir türlü hani evet… Tecrübe oluyor, ders oluyor, ders çıkarmamız gerekiyor. Tecrübe, ders çıkarma konusunda hiçbir sıkıntı yok. Sadece ders çıkarmış gibi uygulamakta sıkıntı var bende. Yani dersi aldığımla kalıyorum. “Can çıkmadan huy çıkmaz” derler ya, sanırım onun gibi bir şey ya da çok yapıma yer etmiş bu durum benim. Aynı kafa gidiyor öyle.
Bir örnek verecek olsan ne olurdu?
Çok klişe ama hani insan ne istediğini bilmeli deriz ya. Bunun tek başına yeterli olmadığını öğrendim. Bu hayatta ne istemediğimizi de bilmemiz lazım ki istemediğimiz, bizi mutsuz edecek, olumsuz etkileyecek şeylerden uzak duralım. Daha çok istemediklerim doğrultusuna odaklanmıştım. Yani sallıyorum, hak etmediğim bir davranış biçimiyle karşılaşmak. Bundan aslında neden-sonuç ilişkisi kurduğum zaman kendimde çok hata buluyorum. “Benim hatalarım yüzünden böyle yaptı” değil. Ben izin vermiş oluyorum yani bu duruma. Ya, örneğin bu olurdu. Hani hayır demeyi bilmem gerekirdi zamanında.
Ünlü olduktan sonra hayatında artık sahte olduğunu hissettiğin neler oldu?
Yani ünlü olduktan sonra veya önce demeyeyim, bu durum tabii ki birazcık daha net görmemizi sağladı bazı şeyleri. Çünkü artık insan ilişkileri öyle bir hal almış durumdaki bizim insanlara yüklediğimiz anlamlar, sorumluluklar, beklentilerden ziyade bazen bunu da hep yanlış anlarız ya… Aslında insan aynı insandır. Değişmez. Biz yüklediğimiz anlamı, beklentiyi alamadığımız zaman değiştiğini düşünürüz. Hayır, aslında biz gereksiz anlamlar yüklüyoruz. Yaklaşımlar da bu şekilde. Biraz insan olduğumuzu unutarak maalesef çıkara dayalı ilişkiler artmış durumda ve sanki bir karikatür gibi ben o insana yaklaşırken o kafadan çıkan baloncuğu okuyorum. Yani bu beni çok rahatsız ediyor. Bu ayrıyeten insanları aptal yerine koymak da oluyor ya. Hani sanki biz anlamıyoruz, bilmiyoruz.
Peki böyle durumlarda kendini bir koruma yöntemin var mı? Nasıl, ya da bir tepki koyuyor musun? Ne yapıyorsun mesela?
Fiziksel bir tepkim olmuyor. Sadece bakış açısı olarak bundan rahatsız olmamayı öğrendim. Yani bundan rahatsız olmak, olumsuz etkilenmek kendime yaptığım bir yanlış olduğunu düşünüyorum. O yüzden sanki böyle bir duvar örmüşüm gibi hissediyorum kendimi.
İnsanları olduğu gibi kabulleniyorsun yani artık.
Evet. Öyle birisi. Yapacak bir şey yok. Dünyayı da ben kurtaramayacağım maalesef. O yüzden artık kabullendim ve bunlara şaşırmıyorum.
Peki annenin vefatından sonra hayatında neler değişti? Hani daha güçlü bir Gökberk Demirci oldu mu?
Evet. O mecbur, bir de bende arka arkaya oldu. İşte 9 yıl önce kardeşim vefat etti. İki kardeştik biz. Sonra annem vesaire derken şimdi babam var. Ben varım. Her şeyden önce benim de bir hayatım var. Sağlığının yerinde olması lazım vesaire. Yani güçlü durmanın yanı sıra bazı manevi bakış açım çok arttı diyebilirim. Ya mesela ön yargılarımdan arındım. Daha böyle anlayarak hareket etmeye başladım. İnsanları anlamak için de dinlemek de lazım ya vesaire. Sadece kendimde bir türlü kontrol edemediğim aşırı duygusal ve hassas bir yapı söz konusu. Onu törpülemeye çalışıyorum. Sadece ona birazcık dur demeyi becerebilirsem sanırım daha güçlü adımlar atabileceğim.




