Ali Gözüşirin ile oyunculuk yolculuğunu, onda yarattığı etkiyi ve zamanla yaşadığı dönüşümü konuşuyoruz. Sahneyle tanıştığı o anın hayatını nasıl değiştirdiğini, yıllar içinde kendisini nasıl yeniden keşfettiğini ve 30 yaşın ona neler öğrettiğini samimi bir sohbetle anlatıyor.
Oyunculuk fikri hayatına ne zaman girdi?
Çok küçük yaşlarda okullara böyle tiyatro müsamereleri için geldikleri bir dönem vardı. Derslerle küçüklükten beri böyle çok içli dışlı olamıyordum. Yani o ara böyle bir fazladan bir bilet falan kalmıştı galiba. O ara “Kim katılmak ister?” de sınıfta bir tek ben hani katılmak istemiştim. Orada hani ilk karşılaştığım sahne performansı o beni büyüledi ve içimde bir şey uyandırmıştı. Yani bir gün bu işle alakalı bir şey yapacağımı içten içe biliyordum ama ne zaman ne şekilde başlayacağımı çok kestiremiyordum. Yaş aldıkça, büyüdükçe bir şeylere daha da karar verdikçe oyunculuk ortaya çıktı.
Uluslararası ilişkiler okumuş biri olarak hayatını bambaşka bir yöne çevirme kararını nasıl aldın?
Aslında ben o bölümü okurken de yatırımım, kendime yatırımım hiçbir zaman o bölüme yönelik olmamıştı. Hep oyunculukla alakalı eğitimler ya da ne yapabilirim diye hep araştırma yapıyordum. O birazcık hani bizim toplumda çok vardır, “altın bilezik olsun” mantığıyla… Bir dönemin en popüler bölümlerinden çünkü.
Peki hiç mesela dönüp mesleğini yapmayı düşündüğün oldu mu?
Hiç olmadı. Yani işin içerisine girmeden önce de, yani oyunculuk eğitimleri başladıktan sonra o, nasıl söyleyeyim, o zehri bir kere aldıktan sonra hiçbir şekilde bir alternatif düşünmedim. Yani “şu olur, bu olur” hâlâ mesela günün birinde hani hiçbir şekilde öyle bir fikrim yok ama şunu yapabileceğim ya da yaparım dediğim, başka oyuncu olmasaydım muhtemelen yine müzisyen, sanat tarafıyla uğraşırdım herhalde.
Hayatında dönüm noktan dediğin unutamadığın bir anın var mı?
Yine okuldan böyle bir ara koptuğum bir dönem vardı ve okumak istemediğimi söylemiştim ben aileme. Bizimkiler de çok şey değildir böyle, hani tabii ki de ikna etmek istediler; “okumanın önemi” vesaire falan. “Okey, o zaman bak başının çaresine.” 15 yaşlarında falandım o ara. Kapalıçarşı’da işe başladım ben. Bir 15 ay falan çalıştım ama dışarıdan eğitim hayatımı sürdürmeye devam ediyordum. Yani oraya giren Ali ve çıkan Ali çok farklıydı. Yani bir 20 yaş alarak çıktım oradan. Gerçekten 15 ay, yani ilk defa bir çalışma tecrübesi edinmiştim orada ve yani gerçekten sabah 7, akşam 9 haftanın 6 günü 15 yaşındasınız ve 15 ayınız böyle geçiyor. Çok çok çok şey öğretti ve oradan çıktığında farklı oluyor. Zaten oradaki patronum her zaman şey derdi: “Burası bir üniversite. Kapalıçarşı’daki ustalar gerçekten üniversite hocası gibiler.” Yani insana hayata dair çok şey öğretiyorlar. İletişimi öğrendim orada aslında. Yani ben çok kısa bir sürede tezgâhtar olmuştum orada. Bir 6 ay kadar geçtikten sonra normalde bir ya da 2 yıl sonra bunu elde edebiliyorsunuz. Orada böyle çok fazla ulustan insan geliyordu, onlarla iletişim, dil becerisi vesaire, orası çok bana bir şey kattı mesela.
Ali kim diye sorsak bize kendini nasıl anlatırsın?
Cevap: Kendi halinde, uyumlu, izole yaşamayı seven, doğada vakit geçirmeyi seven diyebilirim. Yani öyle söyleyeyim.
Peki insanların senden beklediği Ali ile olmak istediğin Ali arasında bir mesafe var mı?
Bu aslında bitmek bilmeyen bir derya. Sürekli insanların senden bir beklentisi oluyor. Orayı yönetme meselesi bence konu. O politikayı birazcık yönetebilme… Onu daha fazla yönetebildiğim bir dönemdeyim. Galiba 30 yaş bana bunu öğretti.
Peki kararlarını verirken genelde mesela kalbini mi dinlersin, beynini mi dinlersin yoksa çevrendekileri mi dinlersin?
Ben Kova burcuyum. Biraz mantık bizde ağır basıyor ya. Neden-sonuçla ilişkilendirme ihtiyacı duyuyorsun haliyle. Kalbimi de dinlediğim çok şey olur ama galiba %60’a 40’tır ya. Mantık biraz da belki 70, belki bazen 80 olabiliyor.
Başkalarının seni ancak tanıdığında fark ettiği özelliğin nedir?
“Hiç dışarıdan göründüğün gibi değilmişsin!” Daha böyle… Ya genelde sosyal medya ya da dışarıdan dönüşler çok oluyor. Bunun için çabaladığım bir şey yok ama “böyle olmalıyım, böyle davranmalıyım ya da böyle bir vibe alsın” gibi bir gayem yok kimseden. Ama genel olarak en çok aldığım şey bu.
Peki şöhret senin karakterini değiştirdi mi yoksa gerçek halini daha görünür mü kıldı?
Ben hiçbir değişiklik gözlemlemiyorum kendimde ya. Hani başından sonuna, yani ilk günden bugüne kadar geldiğimde… Değişiyorsun illaki, değişim zaten kaçınılmaz. Karakterimizin bazı birkaç temel üzerine olduğu noktalar vardır ya böyle, değişmez; senin kendi çizgilerin, daha böyle belirgin olanlar… Onlar biraz daha belirginleşti aslında. Kendi çizgilerim biraz daha belirginleşmiş olabilir ama şöhretin ya da bu sektörün getirmiş olduğu bir şeyin değiştirdiğini düşünmüyorum yani kendimde.
Kendin için koyduğun ama şu ana kadar kimseyle paylaşmadığın hedeflerin neler?
Bir senaryo var, hem de bir galiba bir romana dönüşecek bir şey var. O da galiba artık eli kulağında gibi bir şey. Yani bugün yarın çıkabilir. Öyle bir şeyler var.
Hayalindeki rol nedir?
Yani oyunculuk koskocaman bir derya aslında. Hani şudur budur diyebileceğim bir şey yok galiba. Hani içinde bulup ya da okuduğumda beni ne heyecanlandırıyorsa ben okeyim. Hani “Burada bunu mu yapmalıyım? Kariyerimin döneminde şuraya mı evrilmeliyim? Buraya mı evrilmeliyim?” bunun matematiğini çok yapan biri değilim açıkçası. Ya heyecanlandırıyorsa hadi yapalım.
Zor bir sete denk geldiğinde kendini nasıl yönetirsin?
Cevap: Ya birazcık telkin, daha çok hani “Durum bu.” Değiştiremiyorsak bir şekilde ayak uydurmayı öğreniyorsun; nitekim öyle oluyor çoğu zaman. Ya her set böyle güllük gülistanlık olmuyor açıkçası. Evet, koşa koşa gittiğin set var, ayaklarının geri gittiği setler var. Ama işin bir parçası, yani değiştirebiliyor muyum bunu? Atıyorum oradaki krizi çözebiliyor muyum? Ekipçe bunu halledebiliyor muyuz? Buna bakıyorum. Okey, elimden geleni yaptım ve çözülmüyorsa sürece adapte olmak ve daha yaşanabilir kılmak o seti kendi adıma en azından.
Sence setin sorunlu olması dizinin başarısını etkiliyor mu?
Biraz domina taşı gibi ya. Yani şöyle ki, kamera önüne bir iş yapıyoruz ve arkadaki gerginlikler ister istemez yansıyor. Yani gergin olduğum bir gün izlediğim o sahneyi biliyorum. Neden oradan o şekilde olduğunu biliyorum çünkü o gün gergindim, başka bir şeye sinirlendim ya da ne bileyim özel hayatımda bir şeydi. Dolayısıyla ailenizden fazla gördüğünüz bir ekiple bir aradasınız. Yani ki ben şu an şehir dışındayım. Yani 15-16 saatim geçiyor orada insanlarla ve otele gidiyorsun yine o insanlarlasın ya da sette yine o insanlarlasın. Orayı iyi yönetmek, mesela bence iyi anlaşabilmek çok önemli. Özellikle İstanbul dışı setlerde daha da önemli. Şehir dışında bence bu çok daha önemli ya, çünkü gerçekten kaçamıyorsun ve oradasın.
Şu anda hayatının hangi dönemindesin? Böyle nasıl tarif edersin içinde bulunduğun dönemi?
Böyle daha durup izlediğim, böyle acele etmediğim, daha böyle sindire sindire yaşadığım… Ki daha da keyifli olduğunu söyleyebilirim. Acele etmeden böyle dinlene dinlene yürümek daha iyi. 30, bana bunu kattı galiba.
Peki aşk senin hayatında nasıl bir öneme sahip? Aşk için neler yaparsın?
Oyunculuğa da ben kendi mesleğime de çok aşık bir insanım. O yüzden mesleki aşktan da yola çıkacak olursam elimden gelenin her zaman fazlasını vermeye çalışırım ki öyle bir şeydir ama ya hani kendiliğinden gelişir ya, o zaman zaten tadı çıkar. O yüzden aşk bence öyle ya. İçinden geleni sakınmadan yaşayabildiğin, özgürce yaşayabildiğin her şey bence aşk.
Sen aşık olduğunda neler değişir karakterinde?
Hayatımın merkezine çok alabiliyorum ben bazen. Bunu da yönetmeyi öğrendim mesela. Yani ne kadar sevseniz de, aşık olsanız da bence hayatınızın merkezinde her zaman kendiniz olmalısınız çünkü diğer türlü sapıyorsunuz bütün o rotasyondan. Bu işinize de yansıyor, yani aklına gelebilecek her şeye yansıdığını düşünüyorum açıkçası. O yüzden onun yönetimi galiba biraz mesele.




