Zehra Yılmaz | Faceoff

Date:

Face Off bu bölümünde, oyuncu Zehra Yılmaz’ı hem ekranın önünde hem de hayatın içinde tanıma fırsatı sunuyor.

Oyunculuk kariyerine bir varoluş biçimi olarak yaklaşan Zehra, mesleğin görünmeyen yüklerini, sahne arkasındaki duygusal mücadelelerini ve kendini koruma yollarını samimiyetle paylaşıyor. İzleyiciler, sadece bir meslek değil, aynı zamanda bir kendini keşif alanı olarak gördüğü oyunculuğa dair gerçek ve çarpıcı bir anlatıyla karşılaşıyor. Bu bölüm, güçlü bir kadının iç sesiyle tanışmak isteyen herkese açık bir davet.

Oyunculuk senin için ne ifade ediyor?

Oyunculuk benim için öncelikle bir varoluş biçimi. Hayatımda herhalde kendimi en doğru konumlandırabileceğim şey oyunculuk yapmaktı diye düşünüyorum. O yüzden de iyi ki oyuncuyum, iyi ki bu mesleği yapıyorum. Çünkü o kadar kendimi hem duygusal olarak hem fiziksel olarak daha çok tanıma fırsatım var. Her yeni oynadığım karakterle kendimi o kadar yeniden tanıyorum ki kendime bambaşka noktalar keşfediyorum. Empati yapmayı çok iyi öğrendim. Çünkü biz her oynadığımız karakterin arkasına mutlaka ona bir hikaye yazarız. Kötü karakterse neden kötü? Her zaman karakterimize sahip çıkmak için. Yani “ay bu çok kötü, şöyle” değil, sebeplerine inanırız onu oynamak için.

Hep hikaye yazdığım için mesela dışarıda insanlara baktığımda da bir insanın böyle sessizliği varsa, suskunluğu varsa hep şey diye düşünüyorum: Acaba arkasında ne hikayesi var? Ya da çok heyecanlı, çok neşeli, çok hiperaktifse de hep bir arkalarında hikaye oluştururum kendi kafamda. Onlara hikaye yazarım. Empati yeteneğim çok kuvvetlendi oyunculukla birlikte ve her oynadığım dediğim gibi her karakter benim için yepyeni bir sayfa, yepyeni bir insan. O yüzden oyunculuk bir varoluş biçimi diyebilirim benim için.

Bu serüven, bu yolculuk hayatında neleri değiştirdi?

Hayatımda çok şey değiştirdi diyemem tabii ki. İşim çok yoğun ve stresli bir iş olduğu için disiplin gerektiren bir iş. Özel zamanlardan kısmam gerekti. Aileme değil de işime daha çok vakit ayırdım. Özel hayatımı kıstım biraz ama böyle çok büyük değişimler yaşadım diyemem. Çünkü dengede tuttum işimi ve hayatımı.

Aşk mı, kariyer mi?

Yine dediğim gibi dengeli, seçemem. Çünkü ikisi de dengede olduğunda ve beraberken çok güzeller. Dengedeyken bir problem yok ama kendimi çok iyi tanıdığım için çalışırken çok mutlu olan bir insanım. O yüzden mutlu olmam gerekiyor ki özel hayatındaki insan da benimle birlikte mutlu olabilsin. Dengeli olsun.

Hiç bu seçimi yapmak zorunda kaldın mı?

Hiç bu seçimi yapmak zorunda kalmadım ama seçimi yapmamı kim istiyorsa önce ondan vazgeçerdim.

Oyunculukla ilgili hayatında hangi fedakarlıkları yaparsın? Kariyerin için nelerden vazgeçebilirsin?

Benim işim çok dediğim gibi disiplinli ve sürekli bir iş. O yüzden birçok fedakarlık yaptım, yapıyorum. Mesela çalışma saatlerimiz çok uzun. İşte dediğim gibi ailemi görmem gerekiyor ama bir gün repo ve boş günümüz diyeyim. Hani repo deyince belki herkes anlamayabilir, o boş günde gidip onları göremiyorum, yakın değiliz. Özel hayatıma fazla vakit ayıramıyorum. Ama bunları da bir fedakarlık değil de sorumluluk olarak görüyorum. Sorumluluklarımı da yerine getiriyorum ki yaptığım şey beni tatmin etsin, mutlu olayım, güzel bir şekilde ilerlesin hayatım.

Hayatındaki en büyük pişmanlığın ne oldu?

Ben çok pişmanlık biriktiren bir insan değilim. Keşkelerle yaşamayı hiç sevmem. Yaparım, pişman olurum… Pişman olmam aslında. Şöyle derim: Denedim, olmadı. Çünkü her zaman yaptığımız şeyler, aldığımız kararlar istediğimiz sonuçları vermiyor. Belki zorlayıcı kararlar oluyor ama diyorum ki deneyimdi, en azından denedim olmadı keşke demek yerine bunu.

En son “denedim olmadı” cümlesini ne zaman kullandın?

Bir şey denedim olmadı yaklaşık bir sene önce falandı. İşimle ilgili bir şey bu arada, sakın yanlış anlaşılmasın. Başka bir şey denemeyi düşündüm, olmadı. Dedim ki tamam, demek ki olmaması gerekiyormuş. Belki zamanı bugün değil o yüzden olmuyor. Çünkü ben hep inanırım böyle şeylere; bir şey olmuyorsa gerçekten olmaması gerekiyordur. Bazı şeyleri, mesajları okumak gerekiyor hayattan. Evet.

En çok ilham aldığın Türk kadın oyuncu kim? Tek bir isim.

Çok zor ya o kadar… Bizim gerçekten bu mesleğe gönlünü vermiş çok fazla kadın oyuncu var. İsim şu an saymaya kalksam inanın böyle burada bir saat iki saat otururuz. Çünkü bir tane değil, iki tane değil. O kadar ilham verici, kendi işini çok layığıyla yapan ve izlediğimde böyle “çok iyi, gerçekten çok iyi oynamış” diyebileceğim o kadar kadın var ki şu an düşünüyorum mesela art arda geliyor böyle, çok var. Tek isim söylemek istemiyorum.

Yabancı var mı peki?

Ben hepimizin de birbirimize ilham olabileceğini düşünüyorum. Yabancı da var ama özellikle Türk kadın oyuncularının çok başarılı olduğunu… Şeyden bahsetmiyorum sadece, bunu tırnak arasında söyleyeyim, ekranda olmak, ünlü olmayı oyuncu zanneden kısımdan bahsetmiyorum. Gerçekten bu işe gönlü vermiş, oyuncu olan kısımdaki kadın oyunculardan bahsediyorum.

Neye göre peki ayırıyorsun onları?

Ben değil, onlar kendilerini ayırıyorlar işte. Neyse bunlara girmeyeyim ya.

Sana göre başarı kriteri nedir bir oyuncu için?

Yaptığın işte sadece işini ön planda tutmak. Görselin değil ya da nasıl diyeyim… Şeyden bahsetmiyorum, sonra linç de yemek istemiyorum bununla ilgili ama sadece kendini gösterip ekranda olmak, tanınır olmak için… Çünkü var bunu da yapan insanlar, tanınmak için oyunculuk yapmak istiyorlar. Mesela ben böyle mesajlar, hala bunu yapmaya çalışan insanlar da var bu arada tanınmayan: “İşte ben ekranda olmak istiyorum nasıl yapabilirim? Ben çok güzelim, bana diyorlar ki sen oyuncu ol.” Bu gerçekten öyle bir şey değil, bundan bahsetmiyorum. Onları es geçerek çok fazla Türk kadın oyuncu var, benim de çok izleyip beğendiğim ve hepimiz bence birbirimize ilham olmalıyız. Çünkü herkesin o kadar farklı bir yeteneği, o kadar ilham veren işleri var ki hepimiz birbirimize ilham olalım.

Hangi erkek oyuncuyla partner olmak isterdin?

Yine isim yani ekranda görünce “bizim aslında elektriğimiz çok uyardı, çok iyi bir couple olabilirdik” değil konu bu arada. Ben derim ki X biriyle çok oynamak isterim, yarın öbür gün bir araya geliriz elektriğimiz olmaz, sinerjimiz, enerjimiz tutmaz ve ortaya o kadar kötü bir şey çıkar ki paslaşamayız oyuncu olarak. O yüzden şunu isterim ama bunu da dilerim, hatta buradan da dileyeyim; enerjimin tutabileceği, beraber paslaşarak çok iyi bir iş başarabileceğim bir partnerim olsun isterim.

“Ah keşke bu rolü ben oynasaydım” dediğin bir rol var mı?

Keşke demiyorum, demeyeceğim. Belki bir gün derim, belki bir gün. Çünkü bana başkasının oynadığı işi kıskanmak gibi geliyor. Kıskanmak değil çünkü sahiplenmekle onun yaptığı içlenmek farklı durumlar. Keşke değil, belki bir gün ben de ona benzer bir rol oynarım. Neden olmasın?

Buna örnek kim? Ya da hangi rol? Komedi mi, dram mı?

Komedi yapmayı çok isterim. Ama Türkiye’de böyle bir problem var cast sistemiyle ilgili. Drama oynadığınız zaman üzerinize o kadar yapışıyor ki akıllarına gelmiyorsunuz. Uygun görmüyorlar demeyeyim de komedi işine uygun görmüyorlar, akıllarına gelmiyor. Ya da gittiğin zaman senin eski işlerini soruyorlar görüşmede. Bir komedi backgroundun yoksa, arka planda bir komedi işin yoksa kimsenin aklına “Zehra bu işi yapar” demek gelmiyor. Belki denesem olur.

Sosyal medyada çok aktif bir oyuncusun. Sosyal medyanın gücüne inanıyor musun?

Çok inanıyorum. Gerçekten inanılmaz güçlü bir alan sosyal medya. Hatta çok fazla Müge Anlı izliyorum ve Müge Anlı’nın sosyal medyasına da bakıyorum. O kadar hızlı etkileşim yapılıyor ki… Sadece çok da tehlikeli bir yer, o kadar dikkatli kullanmak gerekiyor ki. İşte Müge Anlı’yı izlediğim için söyleyeceğim bunu da; sosyal medyadan şu an çok yani çok insanlar kandırılıyor başlarına ve inanıyorlar. Çok fazla sosyal medya yalancılığı var, sahteciliği var. Bir de kendi iş alanımla ilgili az önce de bir şey söyledim ve linçlenmekten korktum; her an ufacık bir şeyde o kadar hızlı size böyle bir gard alıp saldırabiliyorlar ki onunla baş etmek çok zor. O yüzden ben sosyal medyayı evet aktif kullanıyorum, böyle eğlenceli anlarımı paylaşıyorum ama her zaman da çok şeyde değilim.

Yaşadın mı olumsuz anlar?

Yaşadım tabii ki. Ya şöyle, mesela bir şey paylaşıyorsunuz o gün ona inandınız, o gün bir haber paylaştınız o içinizden öyle geçti. Ama bunun tam tersini savunan insanlar size o kadar kötü şeyler yazıyor ki dedim ki: Ya ben aslında böyle demek istemedim, tam tersine de saygı duyuyorum sadece bugün bunu paylaştım. Öbür tarafın bir şeyini paylaşınca da yani çünkü artık taraflı bir şey oluyor insanların gözünde bu. Bu sefer o taraftan linç yiyorsunuz. Hatta bunu yaşayıp bir süre böyle dedim ki: Tamam yani ben muhtemelen, anlamayacak insanlar ve ben üzüleceğim. Çünkü insanlar kendini o kadar kötü hissettiriyorlar ki kendimi sorguluyorum ya ben böyle yaptım acaba gerçekten böyle mi anlaşıldı diye. Böyle zamanlarda mesafe koymak iyi geliyor.

Nazara inanır mısın? Batıl inançların var mı? Korunmak için neler yaparsın?

Kötü enerjiye de, iyi enerjiye de inanıyorum. Bu arada bir çocuğa en çok annesinin nazarı değermiş derler hep. Çok sevdiğin insana da nazarın değebiliyor. Mesela benim başıma geldi bu; bir tane çok sevdiğim bir arkadaşım hafif renkli gözlüydü, bana evden çıkarken “ayakkabıların çok güzel” dedi ve iki saniye sonra ayağımı burktum. İnanıyorum bu arada kötü bir niyetle yapmadığına ama o enerjiye inanıyorum. O yüzden birkaç ufak şeylerim var; nazar boncuğu, bir nazar boncuğu taşırım.

Meditasyon yapar mısın? Enerji çalışmaları yapar mısın? Neler yapıyorsun mesela?

En son Hıdırellez’de yaptım. Bir şeyleri olmuş gibi hayal edip onun için de gözlerimi kapatıp o an oradaymışım, istediğim her şey olmuş ve ben de onun içindeymişim gibi şeyler yaparım. Bu bazen deli saçması gelebilir ama böyle.

Setlerde bugüne kadar başına gelen ve seni en çok üzen olay neydi?

Verdiğim emeği görmezden gelinmesi beni çok üzmüştü. 12 saatten fazla bazen sette zaman geçiriyorsunuz ve duygusal sahnelerde biraz daha özenilmesini isterken karşıdaki insanların duvar gibi olması beni çok üzmüştü mesela.

Setler aslında zor alanlar. Burada olumsuzluklara karşı ya da başka olaylara karşı psikolojiyi korumak için yaptığın bir şey var mı? Ya da sen kendi psikolojini nasıl koruyorsun?

Ben kendimi kapatıyorum, bunu da çok yeni öğrendim aslında. Bir iki senedir yapabiliyorum, daha öncesinde çok etkilenirdim. Herhangi birinin ufacık bir göz devirmesi dedikleri şey ya da yüzünü asması dedikleri şey beni çok etkilerdi. Konunun benimle alakalı olmasa bile çok üstüme alınırdım. Artık kendimi komple kapatıyorum. Hani ben oradayım, işimi yapıyorum, kendi karakterimle ilgiliyim ve birazdan sahneye gireceğim, hiçbir şekilde dışarıyla ilgilenmemeliyim. Bu kendi özel hayatım için de böyle. Mesela kötü ve yorgun yoğun bir gün geçirsem de sete girdiğim anda kapanır orası. Yani ben kendimi orada çıkana kadar Zehra olmam.

Hayatındaki en büyük korkun nedir?

Kendimi ifade edememek. Çünkü ben hatta belki yaptığım işi bu yüzden çok seviyorum; kendimi hep böyle ifade etmek. Oyunculuk zaten bir şey anlatmak, başka insanları farklı şeylere inandırmak ya bir şekilde anlatarak… Kendimi ifade edememek beni çok üzer.

İleride kendini nerede görüyorsun? Hayallerin neler?

Ben böyle şeyleri çok anlatmayı sevmiyorum çünkü nazar demeyelim de çok anlatınca ve çok konuşulunca olmayacağına inanırım. Ama kendimle ilgili çok güzel hayallerim var hem iş anlamında hem farklı. İstiyorum mesela başka ülkelerde işimi devam ettirebileyim, farklı dünyalarda bu işe adım atayım. İşimle ilgili böyle şeyler söyleyebilirim.

İçeriği Paylaş:

Abone Ol

spot_imgspot_img

Popüler

Bunun gibi daha fazlası
Benzer

Vahide Perçin’in Tiyatro Sahnelerinden Ekranlara Uzanan Kariyer Yolculuğu

13 Haziran 1965’te İzmir’de dünyaya gelen Vahide Perçin, oyunculuk kariyerine Ankara Sanat Tiyatrosu ve Devlet Tiyatroları’nda adım attı. Televizyon dünyasına 2003 yapımı Bir İstanbul Masalı dizisiyle geçen usta oyuncu, kısa sürede geniş kitlelerin beğenisini kazandı.

Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu’ndan ‘A.B.İ.’ Dizisi Kareleri

A.B.İ. dizisinin ikinci sezonundaki Bergüzar Korel ile Kenan İmirzalıoğlu'ndan ilk kareler paylaşıldı.

‘GQ Türkiye MOTY 2026’ İçin Geri Sayım: Dünyaca Ünlü İtalyan Yönetmen Chiara Tilesi İstanbul’da 

GQ Türkiye’nin her yıl büyük ses getiren ve gelenekselleşen "Men of the Year" (MOTY) 2026 töreni için hazırlıklar başladı. Dünyaca ünlü İtalyan yönetmen Chiara Tilesi, MOTY 2026 çekim detaylarını planlamak ve görsel dili şekillendirmek üzere Ağustos ayında İstanbul’a geldi.  

Boran Kuzum ‘Yağmurlar’ Klibiyle İlk Kez Yönetmen Koltuğunda

Başarılı oyuncu Boran Kuzum, şarkıcı Tuğçe Şenoğul'un Atlas albümünde yer alan "Yağmurlar" şarkısının klibiyle ilk kez yönetmen koltuğuna oturdu.