The İstanbul Spotlight’a konuk olan Eylül Tumbar tıptan oyunculuğa uzanan kariyer yolculuğunu, sektörde yaşadığı zorlukları, aşkın hayatını nasıl etkilediğini ve çok daha fazlasını FaceOff programında anlattı.
Soru: Oyunculuk serüvenin nasıl başladı?
Aslında benim için çok beklenmedik bir anda başladı. Çünkü çocukluğumdan beri doktor olmak istiyordum. Oyunculuk eğitimlerini hobi olarak alıyordum ama hiçbir zaman ana planım değildi. Sonra katıldığım workshoplar beni çok etkiledi. İlk oyunculuk teklifim de 18 yaşındayken geldi. O dönem tam Covid zamanıydı ve ilk kez “Ben neyden gerçekten keyif alıyorum?” diye düşünmeye başladım. Her şey sanki beni buraya getirmek için olmuş gibiydi. Aslında tıpı kazandım da. Ama hayat bir anda başka bir yere evrildi. Şu an dönüp baktığımda iyi ki oyuncu olmuşum diyorum. Yine de ilginç bir tarafı var çünkü şu an oynadığım doktor karakteri bana sürekli şunu düşündürüyor: “Ben doktor olsaydım galiba tam böyle biri olurdum.”
Soru: Oyunculukta sana “Ben bunu hak etmiyorum.” dedirten bir an yaşadın mı?
Bunu özellikle küçük yaşlarımda çok yaşadım. Çok çalıştığım, çok emek verdiğim ve kendimden çok şey kattığım yerlerde beklediğim karşılığı göremediğim zamanlar oluyordu. 18-19 yaşlarımda hayal kırıklığını çok yoğun yaşadığımı hatırlıyorum. Çünkü bir şeye çok anlam yüklediğinde, karşılığını görememek insana bu hissi yaşatıyor.
Soru: Hayal kırıklığı yaşadığında kendini nasıl onarırsın?
Kendime hep şunu söylüyorum: “Ben elimden geleni yaptım ve bunun bende bir karşılığı var.” Karşımdaki insan görmese de onaylamasa da yaptığım şeyin benim için bir değeri olduğunu bilmek beni ayakta tutuyor.
Soru: İçinde bulunduğun sektörde sence en zor şey ne?
Bence bir başarı elde ettiğinde onu sürekli korumak zorunda olmak. Çok güzel bir şey başarıyorsun ama bir anda elinden kayabilecek gibi hissediyorsun. Aslında bu tarafını seviyorum da çünkü insanı dinç tutuyor ama bir yandan yorucu. Çünkü hep daha iyisini yapmak, hep üzerine koymak zorundaymışsın gibi hissediyorsun.
Soru: Kendinle ilgili değiştirmek istediğin en baskın özelliğin ne?
Kendime çok yükleniyordum. Hep kusursuz olmak zorundaymışım gibi hissediyordum. Bir şeyin peşinden giderken kendimi feda edecek kadar odaklandığım dönemler oldu. Şimdi bunu biraz kırmaya başladım. Kendime “Zaten elinden geleni yapıyorsun” demeyi öğreniyorum.

Soru: Başarılı işlerde yer almak sende bir kaygı yarattı mı?
Kesinlikle yarattı. Sektöre gireli daha 2 ya da 3 sene oldu yanlış hatırlamıyorsam ve bu 2-3 seneye çok fazla şey sığdırdım. Bu işlerle başarı da sağladım. Hep onu tutmak zorundasın, hep daha iyisini yapmak zorundasın, üzerine eklemek zorundasın. Bir de ilk başladığım yer çok yukarıda olunca üzerine koymak daha zor oluyor. Bunun kaygısı oluyor elbette.
Soru: Reyting korkun var mı?
Aslında reyting korkum yok. Çünkü yaptığımız her iş herkeste aynı etkiyi bırakmayabilir. Bizim işimizde reyting bir nevi bizim alkışımız, evet. Ama işimiz biraz da karakteri sahiplenmekle ve kendimizi geliştirmekle ilgili. O yüzden sadece reytinge odaklanırsam yaptığım şeyi eksik hissederim gibi geliyor bana.
Soru: Hayatta seni en çok ne korkutur?
Sanırım boşa giden zaman. Hep aktif olmak, üretmek ve her anı dolu dolu yaşamak isterim. Bir anı kaçırıyormuş gibi hissetmek beni korkutur.
Soru: Kariyerin için vazgeçmek zorunda olduğun bir şey oldu mu?
Çok genç yaşta bu hayatın içine girdiğim için üniversite hayatından, ailemle geçirdiğim zamandan ve biraz da gençliğin o daha rahat taraflarından vazgeçtim. Ailem İzmir’de yaşıyor, ben İstanbul’da yalnız yaşıyorum. Bazen yoğunluktan dolayı senede bir kez gördüğüm oluyor onları. İster istemez bazı fedakârlıklar yapıyorsun.
Soru: Kendini resetleme yöntemlerin var mı?
Müzik dinliyorum. Senaryo yazmayı da çok seviyorum çünkü sinema okudum için işin arka planına da çok ilgim var. Bir de at binmek bana çok iyi geliyor. Hayvanlarla vakit geçirmek yalnızken bile yalnız hissetmememi sağlıyor.
Soru: Aşk mı seni değiştirir, sen mi aşkı değiştirirsin?
Bence ikisi de. Aşk beni değiştiriyor ama aynı zamanda hayatına giren kişi de aşk anlayışını değiştiriyor. Ama ben ilişkilerde karşımdaki insanı değiştirmeye çalışan biri değilim. Çünkü birini değiştirmeye çalıştığın anda o şeyin aşk olmaktan çıktığını düşünüyorum.
Soru: Aşk sende neleri değiştirir?
Aşık olduğumda her şeye daha güzel bakıyorum bence. Daha heyecanlı hissediyorum. Normalde beni orta seviyede mutlu edecek bir şey bile aşık olduğumda çok daha büyük hissettiriyor. Sürpriz yapmayı da yapılmasını da severim.
Soru: Kimin yanında kendini en rahat hissedersin?
Aslında yalnızken de kendimi çok rahat ve iyi hissederim. Ailemle birlikteyken çok rahat hissederim. Bazen sevdiğim insanlarla hiçbir şey konuşmadan aynı ortamda olmak bile bana iyi gelir.
Soru: 10-15 yıl sonra Eylül’ü nerede görüyorsun? Nasıl hayallerin var?
İşimde çok daha ilerlemiş, hayalini kurduğum karakterleri oynamış ve belki kendi yazdığım senaryoları hayata geçirmiş biri olarak görüyorum kendimi. Ama bir yandan da hayatın insanı şaşırtabileceğine inanıyorum. Çünkü çocukken bugün yaşadığım hiçbir şeyi hayal bile edemezdim. O yüzden geleceğin beni şaşırtmasını umuyorum.




