Dilin Döğer | FaceOff

Date:

Dilin Döğer ile FaceOff’un bu bölümünde; oyunculuk yolculuğundan hayata bakışına, aldığı kararlardan kendini keşfetme sürecine uzanan samimi bir sohbet gerçekleştiriyoruz.

Bale, opera, şan eğitimleri aldın. İngiliz dil bölümünden mezun oldun. Seni oyunculuğa getiren yolda hangisinin payı daha büyük?

Dilin Döğer: Aslında yani tek bir şey söyleyemem. Yani bunlar hep birlikte hareket etti. Geriye dönüp baktığımda bedenle kurduğum ilişki diyebilirim. Çünkü hem müzikte hem balede hem resimde hem de sahne üstünde yaptığım ya da deneyimlediğim her şeyde bir şeyi anlatmak için sadece sözcüklere gerek yok gibi bir yer bence beni itti. O yüzden tek bir şey söyleyemem ama o insanın anlaşılmak ve anlamak isteği var ya galiba oradan çıktı.

İlk “Evet, ben oyuncu olmalıyım.” dediğin anı hatırlıyor musun? Nasıl verdin bu kararı?

Dilin Döğer: Spesifik bir an yok. Ama beni buraya taşıyan şeyler var. Yani oyunculukla ilgili biraz bile olsun bir şey denediğim zamanlarda, sahne üstünde şöyle bir şey hatırlıyorum. Yani şu an bir şeyler ne eksik hani ne de fazla tam orası gibi hatırladığımı biliyorum. Oradan sonra zaten yol beni hani akışa bırakınca, yer yer risk almak zorunda kalınca buralara kadar getirdi.

Diyarbakır’da doğdun, Mersin’de büyüdün, sonrasında İstanbul, şimdi Mardin. Bence bu müthiş bir karışım. Özellikle de bir oyuncu olmak için. Onun mesela faydalarını görüyor musun?

Dilin Döğer: Tabii ki görüyorum. Yani benim her yerdeki arkadaşlarım hafızamda başka türlü mesela ya da her şehirle kurduğum ilişki bambaşka. Yani Mersin denince aklıma başka bir şey geliyor. Diyarbakır başka bir şey. O yüzden bunların hepsi bir de halihazırda gözlemci bir tipseniz öyle bir yerden yaklaşıyorsanız unutmuyorsunuz ve tabii ki katkı sağlıyor.

Yaptığın işlerde bir önceki performansının gölgesinde kalmaktan korkar mısın? Kendiyle yarışan biri misin? Bir sahnede çok iyi olup sonrasında tekrar onu yakalayabilmek. Böyle kendi içinde yapar mısın bir yarış?

Dilin Döğer: Evet kendimle yarışan biriyim diyebiliriz. Ben aslında yeni bir oyuncuyum. Yani bir şeyleri yeni tecrübe ediyorum, izliyorum, okuyorum, görüyorum. Yaptığım işleri baz alarak konuşursak tabii ki oluyor. Her zaman bunun daha iyisi vardı dediğimiz şeyler oluyor. Mesela bazen bir sahneye bir şey kurup gidiyorsun, yapıyorsun. Sonra eve geliyorsun diyorsun ki ya bu duygunun içinde bu duygu da vardı. Keşke onu da gösterseydim. Sonra başka bir iş geliyor. O bulduğun şeyi o işte yapıyorsun ama ya öyle bir şey ki bu orada bile başka bir ihtimal açılıyor. Böyle ne bileyim matruşka gibi bir şey bu iş. Benden daha yaşça büyük ya da tecrübece fazla oyuncularla temas ettiğimde, onlarla bu konuyu konuştuğumda onlar da aynı şeyi söylüyorlar. Bu hiç bitmeyecek bir yolculuk ve güzelliği de galiba bu mesleğin sihri de burada. Hep hiç bilmeyeceksin hangisi daha iyi. Hep deneyeceksin.

İleride farklı rolleri denemek istediğin oluyor mu? Mesela komedi gibi.

Dilin Döğer: Yani rol olarak değil de bu yaptığım meslekte biraz böyle sınırları hep aşmak üstüne sürekli daha fazlası ne olabilir? Yurt dışı eğitimler de dahil olabilir buna. Deneyimlemek istediğim başka alanlar olabilir. İşte bedenle ilgili o “performing arts” dediğimiz, aslında bunların hiçbiri oyunculuktan uzak değil. Hatta oyunculuğa geri dönmek. Dolayısıyla yani rol olarak değil de onun yanında ona eşlik edebilecek ve sınırları aşabileceğim, kendimi daha özgür hissedeceğim ve geri dönüp onları kullanabileceğim şeyler yaşatmak isterim kendime eğitim olarak.

Risk almayı seven biri misin?

Dilin Döğer: Severim.

Nasıl riskler alırsın mesela?

Dilin Döğer: Tabii şimdiki dönemimde ve koşullarımda başka türlü alıyorum ama oyunculuk hikayemde risk aldım diyebiliriz.

“İyi ki bu riski almışım.” dediğin bir anın var mı?

Dilin Döğer: Bir an değil bu. Onu sezdiğiniz bir an gibi olabiliyor. Öyle karar verdiğim bir anı hatırlamıyorum ama aslında daha rahat, daha güvenli bir yol vardı benim için. İngilizce öğretmenliği gibi. Fakat ben tabii onu da olabilirdim ama yani bir şeyler beni rahatsız ediyordu. O yüzden hep böyle bir şeyler kaşıyordu beni ve kendimi o akışa bıraktıktan sonra bir şeyleri doğru yaptığımı hissetmeye başladım. Doğru yaptığımı hissettikçe o içinde zaten yanan bir ateş var. O da sana eşlik ediyor. Tabii yani bu yolculukta bence en zor şeylerden biri kendiniz değilsiniz. Zaten kendinize iknasınız. Sizi seven insanlar sizle ilgili endişe duyabiliyor böyle süreçlerde. Onların o endişe enerjisiyle başa çıkabilmek, yer yer manipülasyonlara belki gelmemeye çalışmak yani o stop noktaları sizin için de şey gibi oluyor. Eğer geçebiliyorsanız o noktayı ne âlâ .

Ailen seni bu yolda hep destekledi mi?

Dilin Döğer: Her zaman değil. Onların endişeleri oldu, zamanlar oldu. Ama benim inadımla birlikte onlarla onlar da kademeli olarak galiba ikna oldular ama şimdi de “iyi ki” diyorlar tabii.

Moralin bozuk, enerjin düşük olduğunda seni ne yükseltir? Ne yaparsın?

Dilin Döğer: Açıkçası pek ben bir şey yapmayanlardanım. Yani kendimi iyi hissetmediğim zaman mesela çok iyi bir müzik beni gerçekten iyi hissettirir.

Kabuğuna mı çekilirsin?

Dilin Döğer: Kabuğuma çekilirim. Biraz içime dönerim. Öyle çok dışa dönük de değilimdir zaten. Öyle anlarda biraz böyle kendimle kalmak işe yarıyor. Önceden yaramıyordu. Kendimi aşağı çeken bir şey oluyordu ama şimdi böyle içte soyut bir nasıl denir? Üretim gibi bir şey oluyor. Onları dinliyorum. Fakat bazen hani herkesin başına geldiği gibi her şey üst üste gelebiliyor. Öyle anlarda tabii insan işte birine ihtiyaç duyuyor, birine yaslanmak istiyor ya da duruyorum ve günlerce uyuyorum, duruyorum, susuyorum. Sonra şeyi biliyorum yani hani yavaş yavaş tekrar gelecek yani şey gibi bu hani panik atakta da gelir gelir gelir ve sen daha da gidecek sanırsın ama o halbuki aşağı inmeye devam edecek aslında gibi bir şey yani. Bu beni çok zorlamıyor artık. Başka bir tarafa çevirebildim çünkü.

Yıllar sonra geriye dönüp baktığında şu anki Dilin’i nasıl hatırlamak istersin?

Dilin Döğer: Sabit kalmamak her anlamda. Fiziksel olarak da zihinsel olarak da hep böyle değişime ve dönüşüme açık olmuş biri olarak hatırlamak istiyorum kendimi. Çünkü bu hem benim mesleğime hem de kendi kişilik özelliklerime uyan bir yaşam stili olurdu. Ya insanın o kendini dönüşmesine izin verirken büründüğü hal umarım mesleğime de yansır ve iz bırakırım. Sonra ne bileyim belki o izler başkalarını yüreklendirir ve hani ben bir gün bir koltukta hani yaşlı bir şekilde otururken “Aferin bu da böyle bir hayattı.” demek isterim.

İlişkide seni en çok etkileyen şey ne oluyor? Sözler mi? Davranışlar mı?

Dilin Döğer: Davranışlar. Romantik ilişkilerde de arkadaşlık, ebeveyn bütün ilişkilerde davranışlar galiba. Çünkü yani günün sonunda ne yaptığınızın fotoğrafı kalıyor galiba. Ama tabii bu bir şey yaparsın ve bir daha yapmazsın. Bu ayrı ama bir şeyi sürekli yapıyorsan bu sürdürülebilir bir şey oluyor ve o evet dikkate değer olması gerekiyor. Yani o satır aralarını okumak insanlardaki yer yer belirleyici şeyler de olabiliyor. O yüzden davranışlar diyeceğim.

Senin böyle hassas noktaların var mı? Yani mesela bu davranışı asla kaldıramam. Hani bunu da mutlaka yaparım dediğin.

Dilin Döğer: Ben nezaketsizliğe çok yokum. Onunla uğraşmam da enerjimi de harcamam. Fark ettiğim an uzaklaşırım. Kendi halinde bırakırım ve hayatımdan çıkar. Benim yapmaya çalıştığım şeyler için de her zaman şeyi savunuyorum. Açık olmak, bir şey varsa konuşmak ki hani insanlar ne yapıp ne yapmayacağını bilsin. Eğer niyetliyse senin sevginin yanında olmaya. Öyle bakıyorum. Onu yapmaya çalışıyorum diyeyim.

Aşk senin için ne ifade ediyor?

Dilin Döğer: Aşk…  Ya herkes aşka bir şey diyor aşka, herkes bir tanım yapıyor. Ben de yapıyorum bazen ama çok da kişisel bir şey. Hem böyle çok sakinleştirici bir yanı var hem de aynı anda tedirgin edebiliyor. Yani hem çok tanıdık bir hal, hem yer yer yabancı gelebiliyor. Hem çok çok iyi hissettiriyor ama aynı anda ne bileyim korka da biliyorsunuz. Yani aşk böyle sanki tek bir şey değil de iki şey gibi ya da bir sürü şey gibi yani bir dilemma gibi, bir ikilem gibi girdap gibi bir şey yani benim için. Ama güzel yani bu şuursuz da bir şey hal ya. O yüzden insana başka kapılar açıyor olabilir.

Aynı sette olmak zorluyor mu yoksa kolaylıkları mı var?

Dilin Döğer: Hayır, zorlamıyor. Çünkü biz sette iki oyuncuyuz. Setten çıkınca başka insanlarız. O yüzden zorlamıyor tabii ki. Hatta başka yönlerini görüyoruz. Daha güzel oluyor. Daha sarılıyoruz yani.

İçeriği Paylaş:

Abone Ol

spot_imgspot_img

Popüler

Bunun gibi daha fazlası
Benzer

Vahide Perçin’in Tiyatro Sahnelerinden Ekranlara Uzanan Kariyer Yolculuğu

13 Haziran 1965’te İzmir’de dünyaya gelen Vahide Perçin, oyunculuk kariyerine Ankara Sanat Tiyatrosu ve Devlet Tiyatroları’nda adım attı. Televizyon dünyasına 2003 yapımı Bir İstanbul Masalı dizisiyle geçen usta oyuncu, kısa sürede geniş kitlelerin beğenisini kazandı.

Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu’ndan ‘A.B.İ.’ Dizisi Kareleri

A.B.İ. dizisinin ikinci sezonundaki Bergüzar Korel ile Kenan İmirzalıoğlu'ndan ilk kareler paylaşıldı.

‘GQ Türkiye MOTY 2026’ İçin Geri Sayım: Dünyaca Ünlü İtalyan Yönetmen Chiara Tilesi İstanbul’da 

GQ Türkiye’nin her yıl büyük ses getiren ve gelenekselleşen "Men of the Year" (MOTY) 2026 töreni için hazırlıklar başladı. Dünyaca ünlü İtalyan yönetmen Chiara Tilesi, MOTY 2026 çekim detaylarını planlamak ve görsel dili şekillendirmek üzere Ağustos ayında İstanbul’a geldi.  

Boran Kuzum ‘Yağmurlar’ Klibiyle İlk Kez Yönetmen Koltuğunda

Başarılı oyuncu Boran Kuzum, şarkıcı Tuğçe Şenoğul'un Atlas albümünde yer alan "Yağmurlar" şarkısının klibiyle ilk kez yönetmen koltuğuna oturdu.