Spotlight’ta bu bölümde Birand Tunca ile merak uyandıran bir yolculuğa çıkıyoruz. Bazen kitaplardan, bazen hayallerden, bazen de hiç beklenmedik anılardan bahsediyoruz. Sorular ilerledikçe Birand kendini daha da açıyor ve sohbet bambaşka yerlere gidiyor.
Kitapçıya girdiğinde ilk olarak hangi bölümün raflarına yönelirsin?
Ben felsefe okumayı çok seviyorum. Bir de kuantum.
Oyunculuğuna katkısı olduğunu düşündüğün, defalarca okuduğun bir kitap var mı?
Rus edebiyatını çok seviyorum. Çehov, Dostoyevski…
Son zamanlarda seni en çok etkileyen kitap hangisiydi?
Rebecca Yarros. Fantastik. Üç tane kitabı var, inanılmaz.
Küçükken okuduğun ve seni derinden etkileyen ilk kitap neydi? Onu hâlâ hatırlar mısın?
Evet. Rahmetli annem almıştı Çocuk Kalbi‘ni. Hatta diyordu ki böyle, “Sonunda onun girmediği ev, ev değildir” diye.
Tiyatro sahnesi mi yoksa kamera önü mü seni daha çok besliyor?
Tiyatro sahnesi tabii; benim asıl konservatuvar mezunuyum ben ve benim hayalimde yapmak istediğim şeylerden biri. Ama vaktim yok şu anda, kamera önü diyebilirim.
Bugüne kadar okuduğun kitaplar arasında “Keşke senaryoya dökülse” dediğin bir hikâye var mı?
Hepsini çektiler.
Bir roman kahramanı olarak hangi dönemde, hangi şehirde yaşamak isterdin?
Antik Roma, Floransa.
Oyunculuğun sana kattığı en büyük değer ne oldu?
Kendimi keşfetmek.
Bir yazarla bir fincan kahve içme şansın olsa kimi seçerdin?
Dostoyevski.
Yeni bir karaktere hazırlanırken en çok hangi aşamadan keyif alırsın?
Özellikle Freud ve Jung… Tezimi konservatuvarda Freud ve Jung üzerine yapmıştım. Karakter hazırlığından önce Jung’un arketipleri vardır, karaktere nasıl hazırlanılır, kişilik tipleri… Açıkçası buradan yararlanmayı tercih ediyorum.




