Yağız Can Konyalı 18 yıllık oyunculuk kariyerinde ilk adımlarını nasıl attığını, zamanla nelerin değiştiğini ve bu yolculukta nelerle yüzleştiğini anlatıyor.
İlk aşk filmi ile başladığın oyunculuk kariyerinde 18 yıl sonra geldiğin noktayı nasıl değerlendiriyorsun?
İlk Aşk filmi tabii ki çok tesadüf eseri gelmiş bir filmdi bana, bir arkadaşım aracılığıyla. O zaman daha lisedeydim. Yani böyle bir çok merakımda yoktu. Lise 1. sınıfta falandım ama içine düştüğüm kadro çok büyük bir kadroydu. Yani Çetin Tekin Dorbey’de gördüğüm şirket o bu çok güzel bir işmiş ya derken sonra ben bu yola gireyim dedim ve ondan sonra zaten konservatuvar ve ondan sonraki dizi, sinema, oyunculuk kariyerim başladı. Ya oradan buraya gelmeyi yani o gün hayal etmiyordum ama o günden sonraki yolculuğumda hayal ediyordum. Sonuçta hayal etmek de yetmiyor. Yani hayal edip sonuçta kendi becerilerinize güveniyorsunuz. Sonuçta güvenmeden asla hiçbir şekilde bir şey devam edemiyor. Ama güvendiğimin de ötesinde bir yerde olduğumu düşünüyorum kendi adıma. O yüzden bu bana heyecan veriyor. O yüzden gayet keyifli gidiyor.
Sosyal medyadan gelen oyunculuk kariyerinle ilgili yorumlar nasıl? En ilginç ya da canını en acıtan yorum oldu mu hiç?
Olmadı, o yüzden çok ilginç aklıma şöyle spesifik bir şey geldi diyemeyeceğim.
Aşktan hep kaçtığını, aşık olduğunda konsantrasyon kaybı yaşadığını söylemişsin bir röportajında. Peki şu an aşık olduğunu biliyoruz.
Evet işimle alakalı bir konsantrasyon kaybım olmasın diye çok çaba sarf ettiğim ve yani aşk ve ilişki dengemi bozar diye böyle bir tabum vardı açıkçası.
Genç kızların hayranlığı kitlesi yoğun olan oyuncular aşklarını çok özgürce yaşayamazlar. Sende böyle bir kısıtlama oluyor mu ya da nasıl tepkiler alıyorsun hayranlarından?
Hiç olmuyor yani. Gayet çok yakışmışsınız. Çok güzel. Ya şu an için şöyle bir kötü yorum almadım.
Aşk senin hayatında neleri değiştirdi?
Öncelikle çok büyük bir enerji verdi bana hayata karşı birlikte iki insanın arasındaki işin bu kadar kuvvetli oluşu ve birbirine enerji verişi ve daha önce yani hayatla ilgili birçok kafaya taktığım şeylerin ortak bir paydada çözülüyor olmasını böyle bir destek görüyor olmak bana çok iyi geldi.
İnsanların seni tanımadan önce hakkında en çok yanıldığı şey nedir?
Ben aslında çok hareketli, hiperaktif ve çok her ortama giren bir insanım ama bazen şeyler oluyordu ilk set günlerinde falan. Sonra sonra duyuyorum e set ekip arkadaşlar “abi biz seni soğuk ve ukala bekliyorduk” falan. Birkaç sefer öyle şeyler duydum ama sonra tanıyınca çok sevdik ama çok fazla değil bu yani bir ikidir.
Bir karakter ya da set ortamı seni çok zorladığında bu durumla nasıl baş ediyorsun?
Baş edemiyorum. Öncelikle baş etmeye çalışmak bence işi çok daha zorlaştırıyor. Ben şu an bununla baş edemiyorum. Olmuyor ve olacak diye de daha fazla bir efor koyarak hem kendimi hem karakteri hem de yönetmenle aramdaki ilişkiyi, ekibi daha zor duruma soktuğumu düşünüyorum. Ben bununla baş edemiyorumu söylemeyi tercih ediyorum. Yönetmenle o ara senarist setteyse “ben bunu yapamıyorum, bununla alakalı ne yapabiliriz?” baş etmeye çalışmak bana çok doğru geri dönüşler vermiyor.
Yaşadın mı hiç böyle bir durumu?
Çok hemen hemen hani bazı setlerin, dizi setlerin ilk başlangıcında oluyor. Sonra belli bir süre olmuyor. Çünkü alışıyorsun o karaktere ama işte sinema filminde daha kısa konsantrasyon, dijital işlerde kısa konsantrasyonlu işlerde bazen her gün başına gelebiliyor. O yüzden yani gelmeyen iş yok diyemem. Var diyemem.
Keşke bu işi kabul etmeseydim dediğin oluyor mu?
Hep seçerek ve isteyerek ve çok iyi ekiplerle çalışarak bu zamana kadar böyle gitti. Bundan sonra da umarım böyle gider.
Bir gün oyunculuk yapamama gibi bir fobin var mı? Bu hayattaki en büyük korkun ne?
Bu hayattaki en büyük korkum eskiden ölümdü yani. Ama sonrasında çok insan kaybettiğim için yaşamımda, ailemde bu duyguyla bu duyguya alıştım. Yani bunun elimde olmadığını gördükten sonra alıştım. Oyunculuğu bırakma fobim yok diyemem ya. Hani bunu bırakırsam ne yaparım gibi bir şey bu zamana kadar düşünmemiştim ama bu saatten sonra hani olabilir hayat, bu hayatta birçok şey başımıza geliyor ama bir fobin var mı dersen çok sevdiğim bu işten uzak kalmamak isterim. Bir fobi olarak açıklayamam bunu ama ömrüm boyunca istediğim gibi, istediğim şekilde, istediğim şartlarda ve gönlüme göre olan işlerde oynayarak devam etmek isterim.
Oyunculuk dışında seni en çok ne rahatlatır? Stresi nasıl atarsın?
Ailem, aile bağlarım yakındır. İşte yeğenlerimle çok vakit geçiririm. Aile beni çok rahatlatır, maça gitmek olsun, hani arkadaşlarımla buluşmak olsun ama bu işte biraz zaman geçtikten sonra ailenin önemini fark ettim. Yani yaşamımda, yeğenlerimle olan ilişkimde filan. Ama onun dışında çok, yani yurt dışı seyahati çok severim. Hani hep yeni bir yer göreyim isterim.
En yakın arkadaşların seni nasıl tanımlar?
Hareketli.
Set dünyasına mı daha yakınsındır? Hani oradaki dostluğa mı yoksa gerçek kendi iç dünyana mı daha yakınsındır?
Çok uzun zamanlar çok sette ve çok insanla birlikte çok oyuncu arkadaşımızla setteki yönetmen ya da sette birlikte çalıştığımız arkadaşlarımızla çok insan tanıyorsunuz, birçok iş yaparak. Onların içinden her zaman full konsantrasyonda ve o setteki zamanki kadar görüşemiyor olabiliyorsunuz. Ama yine de aralarından her projeden bir iki kişi ya da bir kişi ömrünüzün sonuna kadar devam edecek dostluklar da çok edindim. Bu konuda çok şanslı olduğumu düşünüyorum yani. Ama benim çocukluk arkadaşlarım yani ilkokuldan beri hala çok yakın arkadaşım olduğum bir grubum da var.
Hayalinde kendini ileride nerede görüyorsun?
Öncelikle çok mutlu olmak. Artık hayatta bunun ne kadar önemli olduğunu anlamış durumdayım. Mutlu ve sağlıklı olmak en önemli istediğim ve mesleğimi istediğim şekilde yapmak en çok önem verdiğim şey bu. Geri kalan durumlarda da yani oyunculuğum ve kariyerimle ilgili her gün değişiyor. Bugün başka bir hayal kuruyorum, yarın başka bir hayal kuruyorum. Belki de oyunculuk böyle bir şey. Her gün başka bir yani dün kurduğum hayalden bugün vazgeçebiliyorum.
Yaratıcılığını en çok ne besler?
Sosyal olmak yani özellikle ekibin içinde olmak. Bir tiyatro provasındaysak çok iyi bir ekip, dizideysek çok iyi bir ekip. Ekibin enerjisi beni çok besler. Ekibin birbiriyle paslaşıyor olması beni çok fazla yukarı çıkartır.
O paslaşma olmadığı zaman nasıl bir çıkar yol bulursun kendine? Hiç böyle “bu set çok zor ya, ben bu sette ne yapacağım acaba” dediğin bir an oldu mu?
O genel olarak herkesle ilgili de olmuyor. Bazen kendini oraya konumlandıramadığın şekilde de oluyor. Böyle bir durum var. Sonuçta orada koca bir ekip var ve yani orada herkesin bir sorunu değildir o. Senin de oraya dahil olman, önce problemi hep burada ararım. Yani senin de orada dahil olduğun içerisinde sende mi acaba bir durum var? Ya da sen bunu nasıl aşabilirsin? O çok otomatik bir şey ya. Sadece “buradayım ve sevdiğim işi yapıyorum” demek bana. “Buradayım, sevdiğim işi yapıyorum ve bu şartlarda bir şeyler çözülebilir” dediğin zaman her şey yani yolunu buluyor.




