Ezgi Şenler, Spotlight Face Off’ta samimi ve içten açıklamalarıyla karşımızda.
Konservatuvarda modern dans bölümünde eğitimini tamamladın. Sonrasında oyunculuğa nasıl geçiş yaptın? Hayalin oyuncu olmak mıydı?
Hayalim balerin olmaktı ve bunu gerçekleştirdim zaten. Yani konservatuvara ben 12 yaşında girdim. Daha sonrasında klasik baleyi bitirip bir de modern dans üstüne okudum. Derken bir gün yazlıkta menajerimle karşılaştım. “Ezgiciğim oyuncu olmak ister misin?” dediler. Ki ailemde de oyuncular var; benim halam oyuncu, eniştem oyuncu. Dedim, “Eee, deneyelim, hani neden olmasın?” Çünkü balenin içinde de oyunculuk var zaten, her türlü bir sanat. Daha sonrasında denedik. Bir audition’a girdim, Bodrum Masalı o da ve oldu. Yani ben asla şey yapmadım: “Hani oyuncu olmam lazım, eee, kimlerle görüşmem lazım” gibi bir şey olmadı. Yani bu benim ayağıma geldi aslında.
O zamanki o Bodrum Masalı‘nın büyük hani yankısı senin hayatında neleri değiştirdi?
Şoktaydım çünkü tanınmak, sokakta rahat yürüyememe durumları ilk başta bir şey yaptı beni, içime döndüm, kapandım yani. Ama sonradan alışılıyor çünkü tepkiler çok güzeldi.
Sektörde var olmaya çalışırken seni zorluyor mu?
Ben çok sessiz sakin bir insan değilim. Öyle görünüyorum evet ama hiç sessiz sakin bir insan değilim. Ama, e, balenin verdiği disiplin olmasaydı yapamayabilirdim ama balenin verdiği disiplin olduğu için o kadar çok işlemiş ki artık içime, sanki yüz yıldır ekrandaymış gibi bir rahatlığım vardı benim Bodrum Masalı setinin ilk günü mesela. O yüzden hiç zorlandığım alanlar olmadı.
Ara ara baleyi özlüyor musun?
İzliyorum ama hani dans etmeyi özlüyor muyum? Hayır. Çünkü çok fazla, senelerce dans ettim. İzlemeyi çok özlüyorum ve sürekli arkadaşlarıma gidip izliyorum. Ama şu an bir müzikal bir şey olsa dans ettiğimde özleyip özlemediğimi anlayacağım ama tabii ki bazen şey oluyor; işte makyaj yaparken falan böyle dans ettiğim zamanlar oluyor ama onun dışında hani “bir baleye dönsem keşke” gibi bir düşüncem olmadı hiç. Doydum ben baleye.
Şu ana kadar kariyerinde başardıkların seni tatmin ediyor mu yoksa hep böyle daha fazlasını mı istiyorsun? Geleceğe dair hedeflerin, hayallerin neler?
Şöyle; oynamak tatmin ediyor yani. Evet daha iyisi olsun diye tabii ki isterim ve her sene de üstüne koyarak gittiğimi düşünüyorum. Çünkü Bodrum Masalı‘nda da çok şanslıydım, ondan sonraki işlerimde de çok şanslıydım. Ama “tatmin oldum, yeter” dediğim bir nokta değil tabii ki çünkü o tatmin benimle alakalı bir şey. Oynadıkça, o roller bana geldikçe ve onu başardığımı gördükçe tatmin oluyorum. Ya bunun da sonu yok gibi çünkü oyunculuğa aşığım ve oynadıkça tatmin oluyorum aslında. Daha çok gelsin, daha çok tatmin olayım; sonu yok aslında bunun.
Canın sıkıldığında seni kendi haline döndüren, kimsenin bilmediği bir rutinin var mı?
Müzik dinlemek benim. Yürüyüş yapıp müzik dinlemek ve uzaklaşmak kalabalıktan. Hatta derler “asosyal moduna geçtin” diye. Çok asosyal değilimdir aslında ama bazen anlık, anlık sahilde kulaklığı takıp yürüdüğüm anları çok seviyorum.
Favori şarkın hangisi?
Ah, çok fazla var. Hiç ayıramam. Ama ben LP hayranıyım. “Lost on You” diye bir şarkısı var ve full onu dinlerim. Herhalde 7-8 sene olmuştur. Yani sıkılmadan dinliyorum onu.
Sosyal medyayı diğer ünlülere göre çok da aktif kullanmıyorsun. Bunun sebebi sosyal medyadaki zorbalık mı? Yaşadın mı?
Unutuyorum. Yani atıyorum işte süslendim, püslendim, bir yere gideceğim; bir fotoğraf çekip Instagram’a koymayı ben unutuyorum. Anı yaşıyorum daha çok. Yani orada yaşamıyorum, anda yaşıyorum. Daha sonrasında diyorum “Ah keşke bir fotoğraf çekseydim, paylaşsaydım” diye. Ben onu unutuyorum. Yani zorbalık tabii ki oluyor ama eskiden çok fazla yorum okuyordum, artık okumuyorum. Zorbalığı gördüğümde de belki bazen cevap veriyorum, saygılı bir şekilde ama eskisi kadar da zorbalığa uğradığımı düşünmüyorum ya.
Kedinle birlikte TikTok’ta ilerliyorsun.
TikTok’u da yeni açtım. Oraya da işte Balım’ın bir videosunu yükledim. O viral oldu bayağı, hiç beklemediğimiz bir şekilde. TikTok’la Balım evet eşdeğer benim için. Çektikçe yükleyeceğiz Balım’ı.
Ünlü bir isim olmanın, tek diziyle bir anda gençken popüler olmanın senin hayatın üzerinde olumsuz etkileri oldu mu?
Olumsuz olmadı. Sadece insanlarla, nasıl iletişim kurmamı öğrendim. Çünkü sokakta tanınıyoruz ve ağladığım zamanlar oluyor. Atıyorum moralimin bozuk olduğu zamanlar oluyor, hasta olduğum zamanlar oluyor; o zamanlarda insanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini öğrendim.
Nasıl yaklaşıyorsun mesela?
Sakin. Bir gün, mesela Kuğulu Park’ta Ankara’da ağladığım bir an vardı. Bir şeye sinirlendiğimde ben ağlarım genelde. Böyle ağlıyorum, bir hanımefendi geldi yanıma: “Fotoğraf çekilebilir miyiz?” Böyle çıkarttım gözlüğümü, dedim ki: “Şu an ağlıyorum kusura bakmayın falan dedi, “Tamam gözlükle çekilelim o zaman.” Şimdi orada hani siniri de düşünemiyorum ağlamamı da, gözlüğü taktım, böyle poz verdim ve geçtik. Saygılı olmaya çok dikkat ediyorum çünkü onlar bizim hayranlarımız, bizi seven insanlar ve onları ne kadar terslemezsem o kadar iyi diye düşünüyorum ki tersleyecek bir yapım da yok zaten ya, kıramam kimseyi. Buna alıştım, hani insanlarla iletişim kurmayı.
Peki işte “bu da benim hayatımın dersi oldu” dediğin bir olay var mı?
Var. Ben bundan 3 sene önce Yıldız halamı kaybettim. O da balerindi, beni baleye başlatan, beni büyüten kişiydi aslında. Ve hani bir gün önce konuşmuştuk, ertesi gün halamın vefat haberini aldım. Maalesef beyin kanamasından kaybettik ve bana hep şey diyordu: “Ezgi görüşelim, özledim.” Ve ben hep erteliyordum. İşte setten çıktım, yorgunum, “Hala başka zaman yaparız, şu an evden hiç çıkasım yok, alacağım sonra görüşelim mi?” diye hep erteledim. Şimdi dönüp baktığımda “keşke ertelemeseydim” diyorum. Yani aileyi, aile büyüklerimizi ertelemeyelim, hep onlarla daha fazla görüşelim. Çünkü kaybettikten sonra çok özleniyor ve keşke diyoruz. Keşke dememek için yani kendini değil biraz onları düşünmek gerekiyor ve, ertelememek gerekiyor hayatı. Hiçbir şeyi, iyi-kötü.
Peki aşık Ezgi mi daha kolay bir insan yoksa arkadaş Ezgi mi?
Arkadaş Ezgi daha kolay. Aşıkken şey çünkü çok hiperaktif ve çok heyecanlı olabiliyorum. Bu da yorabiliyor insanları. O yüzden arkadaş Ezgi daha kolay; arkadaşlar çok önem veriyor. “Bir şeye ihtiyacım var koş, iyi değilim koş, hadi bir şeyler yapalım koş.” Ama artık şey yapıyorum; biraz daha içime döndüm o konuda. Eğer canım çıkmak istemiyorsa ya da görüşmek istemiyorsam, o an iyi hissetmiyorsam artık söyleyebiliyorum. Zaten çevremde de bunu anlayan arkadaşlarım olduğu için sorun kalmadı.
Hani senin gibi güzel bir genç kadın hani aynaya baktığında sen de kendini mesela kusursuz buluyor musun?
Hayır tabii ki, her insanın kusuru vardır. Önemli olan kalbin kusursuzluğu bence. Ama baktığımda tabii ki şey yapıyorum bazen: “A bugün enerjin yok, işte makyaj yaptın, ay olmadı.” Hepimiz yaşarız ya bunu, hani bazen güzel hissetmezsin, olmaz. Onları yaşadığım anlar oluyor, çok sallamıyorum ya onda da. Hani sıfır makyaj, gözlüğümü takıp çıkıyorum yani. Öyle doğallığı seviyorum. Hani buraya da kendim makyaj yapıp geldim, e konuşmuştuk hatta. O yüzden çok da sallamıyorum öyle şeyleri.
Son ayların senin için en önemli konusu: Evlilik. Nasıl gelişti? Hazır mısın? Neler hissediyorsun? Bu süreçteki heyecanların neler?
Sallanmaya başlıyor, evet çok az kaldı, Ağustos’ta evleniyoruz. Tabii heyecanlı süreçler, bizim Ömer’le aslında çocukluk aşkıyız. Yani şöyle: 12 yaşındaydım ben, Ömer 11 yaşındaydı, Marmaris’teki yazlığımızda böyle bir flörtleşme durumumuz olmuştu. Hani ilk aşk, yaz aşkı durumu. Daha sonrasında 19 sene boyunca biz hiç görüşmedik. Araya bir süre girdi, ben yazlığa geldiğimde onu görmedim, o geldiğinde beni görmedi; hiç iletişimde değildik. 19 sene sonra yine bir vefat haberi aldım ben, eniştemi kaybettim; Ömer de tanıyor, başsağlığı mesajı attı bana ve o şekilde tekrar biz iletişime geçtik ve aşk kaldığı yerden devam etti ve şu an evliliğe doğru gidiyor. Evliliğe de hazırım ya, zaten 32 yaşındayım artık. Evet, yaşla alakalı değil bu işler ama artık evlenilmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü yuva kavramı eskisi gibi değil; ayrılanlar oluyor, boşananlar oluyor, işte şiddetli geçimsizlik oluyor. Hani ben bunların azalmasını ve o aile bağlarının güçlü olması gerektiğini düşünüyorum çünkü aile benim için çok önemli, Ömer için de aynı şekilde çok önemli; geçinebiliyoruz, iyi anlaşıyoruz, mutluyuz, “neden olmasın” dedik.
Artık Ankara’da değil, tamamen İstanbul’dasın.
Evet, İstanbul’da yaşıyorum artık. Ankara’ya artık aile ziyareti ve Balım’ı görmeye gidiyorum. Onun dışında İstanbul’dayım. Tabii bu arada hayranların en çok merak ettiği soru da hani “evlendikten sonra setlere ara vermeyeceğimdi”. Hayır, vermeyeceğim tabii ki, devam edeceğim. Hiç problem yok, özledim de zaten. Ama şu düğünü bir atlatalım; düğünden sonra ekranlardayım.
Mesela kendini bir 10 yıl sonra nerede görmek istersin?
Evli, mutlu, çocuklu. Evet çocuk da istiyorum; Allah kısmet ederse sağlıkla gelsin. Onun dışında işimi, kariyerimi de asla aksatmayı düşünmüyorum; çalışmadığım sürece çünkü kafayı yerim ben. E işimi çok seviyorum, işimi de yapacağım, yuvamı da mutlu edeceğim, çocuğumu da.




