Gizem Güneş, The İstanbul Spotlight’ta kendi hayatıyla yüzleşiyor.
Başarılarının gölgesinde kalan en büyük fedakarlığın ne oldu?
Benim yaptığım, hayatımda herhalde bu meslekteki en büyük fedakarlığım; okurken üniversiteme ara vermek zorunda kaldım. Bir işten dolayı bir sene okulumu uzatmıştım. O beni çok zorlamıştı; en büyük fedakarlığım bu diyebilirim. Yani biraz 6 sene okumuş oldum hazırlıkla beraber ama bitirdim. O son seneyi hani bitireyim ve mesleğime devam edeyim diye çok çalışmak zorunda kalmıştım. Yani ortalamamı çok yükseltmiştim. Sonra şey demiştim hatta; yani daha önce de bu kadar çalışsaydım muhtemelen okul birincisi olarak bitirirdim. Hani bitireyim de devam edeyim diye. Çünkü o bir sene kayıp beni de üzmüştü, ailemi de üzmüştü. Çok korkmuşlardı mezun olamayacağım diye.
Hayatındaki en büyük kırgınlığın kime karşı?
Hayatımdaki en büyük kırgınlığım aslında kendime karşı. Çünkü bu hayatta en çok ben kendime kötü davranıyorum, onu fark ettim. Yani en büyük eleştirileri hep ben kendime yapıyorum. Her zaman en çok kendime kızıyorum. O yüzden ben mesela…
Nasıl kızıyorsun kendine ya da en çok hangi yönünü eleştiriyorsun?
Aslında en çok eleştirdiğim yönüm şu: Çoğunlukla pozitif bakamıyorum. Yani yaptığım hataları hep kendi yüzüme vuruyorum. Hani “Bu da böyle bir dersti, bundan da bir ders çıkaralım, hayatımıza devam edelim” gibi değil de; “Yani Gizem, bunu niye yaptın? Sen böyle biri misin? Sen bunu yapacak insan mıydın?” gibi böyle hani ayna karşısında… Hani şey vardır ya; işte kendinizi motive edin, kendinizi sevin, “İşte çok güzelim de, çok başarılıyım” de. Ama en büyük hatada, en küçük hatada bile hep böyle ayna karşısına geçip “Sen bunu nasıl yaptın?” kendine…
Bu arada peki duyan arkadaşların ya da ailendekiler ne diyor sana karşı? Duyanlar oluyor mu?
Arkadaşlarım genelde bunu yapmamam gerektiği konusunda çok uyarıyorlar ve genelde onlara ben yine böyle bir şey yaptım ve böyle düşünüyorum kendimle ilgili deyip; tam tersi böyle motivasyon konuşmaları dinlediğim arkadaşlarım var. En çok da onlar kızıyor bana bunu yaptığım için.
Kariyerinde keşke hiç bu yolu seçmeseydim dediğin bir an oldu mu?
Oldu. Bir dönem sıkıntılı bir dönemdeydim aslında işlerle alakalı. O süreçte her şey çok kötü gelmeye başladı. Her şey üst üste gelir ya; hem ailevi problem olur, ilişkilerde problem olur, işle ilgili problem olur. O zaman şey demiştim: “Ben Fransız öğretmenliği mezunuyum bu arada, hani bu mesleği seçmeseydim de şu an öğrencilerin sınav kağıdını okuyor olsaydım daha mı mutlu olurdum?” gibi bir yerden bir pişmanlığım olmuştu ama çok kısa sürdü tabii.
Peki hayata karşı motivasyonunu kaybettiğin zamanlarda sana en çok ne iyi gelir? Neyle yükseltirsin motivasyonunu?
Aslında neyle yükseltirim? Çocukluğumdan beri benim hayalimdi bu iş. O yüzden çocukluk videolarımı izlerim hep. Çok fazla babam beni çekmişti zamanında kameraya. O zaman hep böyle taklitler yapardım, danslar ederdim. Yani hep oyuncu olmak istediğim çok belliydi. Hep o hayal ettiğim bu anları, bu mesleği, bu işi hayal ettiğim dönemleri düşünürüm. O zaman motivasyonum yükselir.
Peki bir günlüğüne bir ünlünün yerine geçmek isteseydin bu hangi ünlü olurdu?
Beyoncé olurdu kesinlikle. Çünkü o benim idolümdü. Ben çocukken şarkıcı olmayı çok istiyordum. Dansa da ilgim var, profesyonel de yaptım ama sesim pek iyi değil. Hani o yüzden şarkıcılık konusunda ilerleyemedim ama onu çok beğeniyorum, şarkılarını çok dinliyordum küçükken. O yüzden Beyoncé’nin yerine geçmek isterdim.
Mesela hayranlarım beni şu an görse asla inanmazlar dediğin bir alışkanlığın var mı?
Yani aslında çok düz bir insanım. Yani çok böyle değişik alışkanlıklarım yok ama şeyi çok seviyorum ben; mahalledeki her zaman gittiğim kahvede oturmayı.
Nerede bu mahalle?
Ben Küçükçekmece’de oturuyorum, Atakent’te. Oralarda gezmeyi çok seviyorum. Orada görünce insanlar şaşırıyor. Klasik hani oradaki bir AVM’de bile çok göremiyorlar bir ünlü. Hani beni gördükçe “Sen burada mı oturuyorsun? Sen niye buradasın?” gibi ya da toplu taşıma çok kullanıyorum ben. İstanbul trafiği malum; dolmuş, otobüs, tren biniyorum. Orada da böyle hani “Sen misin o?”, “Evet benim”, “A çok şaşırdım, sizi burada beklemiyordum” gibi şaşırıyorlar. Yani herhalde öyle bir alışkanlık olabilir şaşıracakları.
Bugüne kadar canını en fazla yakan eleştiri ne oldu? Bu hani bir hayranından gelen bir eleştiri de olabilir ya da başka bir yerden duyduğum bir eleştiri de olabilir ama hani bu benim canımı çok yaktı, çok yara açtı, derin dediğin bir eleştiri var mı unutamadığın?
Var. İsim vermeyeceğim ama ben oyunculuk dersi alırken bir hocam bana demişti ki: “Sen sadece güzel olduğun için bir yere geleceğini mi zannediyorsun? Senden hiçbir şey olmaz.” demişti. O eleştiri bende bir travmadır. Yani hiç yeteneğim yokmuş gibi konuşmuştu. Aslında beni motive etmek için böyle bir şey söylemiş ama o beni çok yaralamıştı.
Sonrasında yüzleştin mi hocanla?
Evet. Bana itiraf etti. Dedi ki hani “Güzelliğine kanma, çalışmaya devam et. Hani oyunculuğunu geliştir. Aslında sende yetenek var. Aslında seni gaza getirmek için böyle bir şey söyledim.” demişti ama ben hiç gaza gelmemiştim. Tam tersi çok motivasyonum düşmüştü, çok üzülmüştü. Hani “Benden olmayacak mı acaba?” diye. Ama tabii bunu konuşunca üstüne düzelmişti ama yine de böyle aklımın bir köşesinde o cümle duruyor yani.
Oyuncu olduktan sonra seni en fazla üzen anın ne oldu?
Beni en çok üzen anı değil ama olaylar diyebilirim aslında. Ben şöyle söyleyeyim: Lisede biraz zorbalığa uğruyordum. O zorbalayan arkadaşlarımın ünlü olduktan sonra işleri düştüğünde, “Ay işte Gizemciğim çok özledim, görüşelim, işte şöyle bir işe başladım bana destek olur musun?” tarzı samimiyetsiz yaklaşımları beni üzdü açıkçası.
Nasıl bir zorbalığa uğruyordun?
Ben lisede de aslında müzikal yapıyordum, reklamlar vardı, birkaç dizide oynamıştım. O yüzden hani biraz da dediğim gibi bizim orası biraz daha küçük bir yer olduğu için onlar için çok farklı geliyordu. Lisede de çok herkes ergen daha. O yüzden beni biraz zorbalıyorlardı. Yani tanındığım için bütün okul beni bildiği için biraz işte kıskançlık mı diyeyim artık ya da farklı mı geliyordum onlara. O yüzden çok fazla arkadaşım olmuyordu lisede. Çok arkamdan konuşuyorlardı, beni ezmeye çalışıyorlardı, o dönemki işte sosyal medyada yazılar yazıyorlardı falan. Sonra yıllar sonra “Biz seni çok seviyorduk da, ay hatırlıyor musun şöyle bir şey olmuştu?” gibi böyle yalandan gelen oldu yani.
Ünlü olduktan sonra arkadaş çevren değişti mi?
Kemik bir kadrom var, çocukluğumdan beri görüştüğüm. Liseden de var, ilkokuldan da var. Çevrem aslında çok değişmedi. Onlar her zaman benim yanımdaydı zaten, olmaya da devam ediyorlar.
Gerçek dostlarınla sahte dostlarını nasıl ayırt edersin?
Şöyle ayırt ediyorum: Eğer sektörden değilse hani beni her zaman tanıdıkları Gizem olarak görüyorlarsa ve o yüzden yanımdalarsa, hani sadece kötü günümde de değil en iyi günümde de beni destekliyorlarsa o şekilde ayırt ediyorum. Sektörde de aslında aynı şekilde. Şimdi bizde biraz da şey vardır; evet çok fazla çevrem vardır ama gerçek dostu bulmak zordur aslında bizim sektörde. İş dışında aslında çok daha iyi muhabbet edebildiğim, oyunculukla alakalı ya da sektörle alakalı hiçbir şey yapmadığımız, bir sürü şey paylaştığımız, benim yanımda saçmalayabildiğim, rahat edebildiğim insanlar aslında benim en yakın arkadaşlarım oluyor. Ben onları o şekilde ayırabiliyorum.
İhanete uğradın mı hiç? Arkadaş da olur, aşk ihaneti de olur.
Aşkta ihanete tabii ki uğradım. Herkes gibi aldatıldım.
Nasıl anladın aldatıldığını?
Şöyle, kendim anladım bu arada. Bu çok ergenlik hikayesidir bu arada. Bir konsere gitmişti erkek arkadaşım. Oradan bir fotoğraf, alakasız başka birinden bir fotoğraf gördüm. Yanında da benden önce görüştüğü kız vardı. O şekilde anlamıştım. Sonra doğru anladığımı fark ettim. O da öyle bir hikayedir yani. Bende travmatik bir hikayedir. Sonra çok zor güvendim insanlara çünkü çok güveniyordum ona. Aldatılınca biraz sıkıntı yaşadım. Arkadaş konusunda da öyle çok büyük bir ihanete uğramadım aslında ama tabii problem yaşadığım arkadaşlarım oldu ama öyle büyük bir ihanete uğramadım.
Aşk için hayatında neleri feda edersin?
Bundan 2-3 sene önceki Gizem belki bazı şeyleri feda ederdi ama ben aşkı öyle görmüyorum artık. Yani biriyle ilişkideyken, birine aşıksan aslında onun en iyi olmasını istersin kendi hayatında. Yani onun en iyi versiyonunda olmasını istersin. O yüzden bir şey feda etmesine gerek kalmaz. Ben de karşılığımdakinden aynı şeyi bekliyorum. Yani feda edeceğim bir şey olmamalı aşk için. Yani biz bu hayatta kendi hedeflerimizle devam etmeliyiz ve hiçbir şeyi bırakmamalıyız bence.
Peki şu an bulunduğun kariyer basamağından memnun musun ve önümüzdeki yıllar için mesela hedeflerin, hayallerin neler?
Ben memnunum kariyerimin şu anki halinden. Çünkü çok emin adımlarla ilerlediğimi düşünüyorum. Doğru tercihler yaptığımı düşünüyorum ve çok çalıştığımın da farkındayım. O yüzden ileride de hayallerimin daha da ötesinde bir yere geleceğimi düşünüyorum.
Kim var hayallerinde?
Hayallerim aslında benim hedeflerim hep kendimle alakalı ve benim istediğim şey gerçekten kendini kanıtlamış, herkesin saygı duyduğu, çok güzel işler yapmış… Hatta şunu çok istiyorum: Gençlerin ve çocukların böyle hani “Ben büyüyünce onun gibi olacağım” diyeceği biri olmak. Öyle biri olmayı umuyorum, olacağıma da inanıyorum.




