Bahadır Vatanoğlu ve Onur Özaydın | Beyond The Screen

Date:

Beyond the Screen serimizin bu bölümünde, yeni konuklarımız Bahadır Vatanoğlu ve Onur Özaydın ile sizi ekranın görünen yüzünün arkasına götürüyoruz.

Samimi enerjileri ve birbirleriyle olan içten şakalaşmaları, The Istanbul Spotlight’a keyifli ve sıcak bir hava getiriyor. Prens’te de göreceğiniz bu enerjiyi ilk kez burada hissedin.

Oyuncu olmasaydınız sizce şu an ne yapıyor olurdunuz?

Bahadır: Ya ben büyük ihtimalle yine böyle bir sahne, bir seyirci karşısına çıkardım… 

Onur: Ben saymıyorum ya! Sahneyle alakasız bir şey söylemek zorundasın. 

Bahadır: Okey, tamam o zaman. Balat’ta doğdum büyüdüm. Büyük ihtimalle oyunculuk veya sahneyle alakalı bir şey olmazsa, anne tarafından Kapalıçarşı’da kuyumcular çok… Beni herhalde onların yanına verirlerdi. Orada çalışır, devam ederdim diye düşünüyorum. Direkt yani Kapalıçarşı’ya verirlerdi, herhalde orada devam ederdim gibi bir durum var. Sen peki? 

Onur: Ben yani, mimarlık… Böyle çok sıcak geliyor bana. İç mimar. 

Bahadır: İstediğimiz mi yoksa oyuncu olamasaydık hayatın bizi nereye getireceği mi? Ben de hani gerçekten tenis oynamayı çok isterdim mesela.

Onur: Tamam sen tenisçi ol. Ben de mimar olayım. Anlaştık.

Yoğun bir çekim gününün ardından genelde nasıl dinleniyorsunuz?

Onur: Eş, dost, muhabbet, sofra… Müthiş. Bence böyle, bu güzel benim için. Ben hiç evci olmadığım için, yani ben evi sadece uyumak için kullanan biriyim. 

Bahadır: Okey, burada tam tersiyiz. Ben de set bitince, özellikle ertesi gün set varsa ezber filan, genelde evciyimdir. Eve gelirim; işte kızım uyumadıysa onunla vakit geçirip, eşime günü anlatıp rahatladığım bir sistem var bende. Ama şeyi severim: Set erken bittiyse bütün ekibin bir yere gitme olayı var ya, o da beni inanılmaz keyifli hale getiriyor, rahatlatıyor.

Setten gizlice ya da açık açık eve götürmek istediğiniz bir şey oldu mu?

Bahadır: Oldu. Hani en büyük eve götürme şeyi Savaşçı dizisinde yaşandı. Üç sezon oynayınca, Savaşçı‘da giydiğim botumdan montuma, askeri kıyafete kadar tam tekmil hepsini askeri sırt çantamın içine doldurup aldığımı biliyorum. Bütün ekip arkadaşlarımızla çok ter döktük o kıyafette çünkü. 

Onur: Ben de Savaşçı‘da şofördüm. Fena da bir araba değildi, onu almak isterdim setten ufak bir parça olarak.

Bahadır: Yok, ben en büyük şeyi Savaşçı‘da yapmıştım ama Prens‘ten de mutlaka bir şey alacağım. Artık ne zaman biter? 10 sezon mu, 11 sezon sonra mı ne olur bilmiyorum ama… 

Onur: Prens‘te makyaj ekibinde bir arkadaşımız var, Emine, kulakları çınlasın —muhtemelen ben bunu söyledikten sonra işinden ayrılmak zorunda kalacak: “Onur Bey şu Orion’un küpelerinden bana verebilir misiniz?” dedi. Ben de “Bir tane var ama galiba” dedim. O da dedi ki: “Yani hani siz onu kaybedersiniz, kaybedersiniz ya…” Gerçekten sezon finalinde son sahneden sonra gidip “Al” dedim, “Ben bunu düşürdüm bir yerde.” Neyse ki bir tane daha varmış ya. 

Kariyerinizin başında başarı sizin için neydi? Şimdi ne ifade ediyor?

Onur: Başarı… Şimdi neydi? Galiba şey ya; dışarıda böyle tanınır olup, bu durumun senin ailene, akrabalarına kadar sirayet etmesi. Yani maddi bir şey değil vesaire falan ama “Senin oğlanı bilmem nerede gördük” olayı. “Aa bak işte bizim oğlan da bir şeyler yapıyor kendi işinde, demek ki bir yerlere geliyor yavaş yavaş” duygusu olur ya insan ailesinde.

Bahadır: “Oyunculuk da meslek mi?” deyip yüzümüze vurduktan sonra, emeğimizin karşılığını bir şekilde aldığımız noktadasın.

Onur: Ya ben İktisat bitirmiştim, o sırada çocuk tiyatrosu yapıyordum. Biriyle karşılaşıyoruz (aile büyüğü vesaire ya da mahalleden biri, hiç fark etmez), “Ne yapıyorsun?” diyor bana. Ben şimdi iktisat yapmayacağım için hayatım boyunca, “İşte çocuk tiyatrosundayım, hafta sonları orada oynuyorum” diyordum. Bana böyle bakıp “Olur olur, büyüğü de olur, büyüğü de olur” diyorlardı. Ha oynuyorum ben zaten, hani sadece çocuklara oynuyoruz ya, o da tiyatro aslında!

Bahadır: Yıllarımız böyle geçti gerçekten insanlara bunun da bir meslek olduğunu anlatmakla. “Oyunculuk dışında ne yapıyorsun?” soruları… Evet, ilk başlarda emek veriyoruz ve bunun karşılığını maddi manevi alıyor olmak bir başarıydı ama şu an bilmiyorum, buradan sonrası program biraz duygusala bağlayabilir. Şu anki başarı ne abi? Ben yıllarca emek verip okuyup belki şu ana geldim ama daha ilk dizisinde bir yerlere çıkıp bir anda ünlü olan biri var ve o da başarı sayılıyor ya… 

Onur: Sansasyonel yerlere girdin şu an. Bir ara verelim mi gerildiysen? Abi lütfen kusura bakmayın, bir su vesaire bir şey alabilir miyiz? 

Bahadır: O yüzden hani, bir emek verip başarılı olmak var, bir de bir anda bir yerlere gelip başarı sayılmak var. İkisi aynı kefeye konuyor. Neyse, diğer soruya geçiyoruz.

Kendinizi ilk kez ekranda izlediğiniz anı hatırlıyor musunuz? O an ne hissettiniz?

Bahadır: Ben ortaokulda tiyatro kursuna başlamıştım. Bizim mahallede Üvey Baba dizisi çekiliyordu, hemen alt sokağımızda. Ben de tiyatroya gidiyorum diye sürekli sete gidip geliyordum. Bir süre sonra samimi olmuştuk, beni çekime almaya başladılar. 12-13 yaşlarında orada bana sahip çıktılar diyelim. Sonra orada bir “bakkal çırağı” rolü vardı, “Bahadır oynasın o zaman” dediler. Ufacık yaşta, Üvey Baba gibi izlenen bir dizide iki üç bölüm bakkal çırağı olarak televizyona ilk çıkışım odur. İlk gördüğümde o zamanlar çok büyük bir şeydi; öyle sevilen, bilinen bir işte ekranda gözüküyor olmak acayip bir tecrübeydi. 

Onur: Benim de ilk ekrana çıkışım… Galatasaray – Grasshoppers maçına gitmiştik, Ali Sami Yen’in önünde mikrofon uzatırlardı. Ben de “Almanya’daki teyzemlere selamlar” diye ilk televizyona öyle çıktım. Kariyerim erken bitti orada. 

Bahadır: Dizi olarak neydi ilk işin? 

Onur: Kız Takımı diye bir dizi vardı 2008 yılında. İlk televizyon deneyimim. Fakat biz orada erkeklerdik ve dizinin adı Kız Takımı‘ydı. O kadar yokuz yani, anladın mı? Her hafta “Ne kadar lafımız var, kaç repliğimiz var?” diye sayıyorduk. Sonra daha güzel şeyler oldu.

Sete her gittiğinizde mutlaka yanınıza aldığınız bir uğurlu/şahsi eşyanız var mı?

Bahadır: Tabii canım, direkt diş fırçası, deodorant ve parfüm. 

Onur: Oğlum sen tatile mi gidiyorsun, bunları alıyor musun her sete? Mayosunu kesinlikle içine giyer bu arada sete gelirken. 

Bahadır: Oğlum yani önemli! Şimdi terliyorsun, kapalı alanda çekiyorsun, partnerle yakın ilişki var, yemekten sonra dişlerimizi fırçalıyoruz… Bunlar önemli.

Onur:Ben yanımda öyle ufak bir çanta bile taşımak istemiyorum sete giderken. Dolayısıyla mesela yandan cepte bir şey olur, kıştır cebime koyarım falan filan ama parfüm götürmem. Parfümü zaten evden çıkarken sıkmışımdır abi, devamlı olarak da oda spreyi gibi parfüm sıkamam yani. 

Bahadır: Ama bir deodorant? 

Onur: Kendi tenimin kokusu var, tenimin kokusu olabilir. Başka bir şey… Evet.

Bir rol sayesinde edindiğiniz en rastgele beceri neydi?

Onur: Bahadır’ın sesi çok güzel bu arada, hani şu an söylesin diye demiyorum, mesela böyle bir şey olabilir senin için. 

Bahadır: Oğlum o rastgele değil; benim yıllarımı verdiğim, emek verdiğim sesim!

Onur: Ama insanların önüne çıkmasına vesile olabilecek bir rol henüz gelmedi. Sesini kullanabileceği yapımcılar, kanallar… Türkiye bilsin, bu adamın sesi çok güzel. Parfümün yanında getiriyor, sakızın yanında getiriyor…

Bahadır: Şimdi biraz da birbirimizi övelim.  Kendisinin şarkıları var, klipleri var.

Onur: Evet, yeni soruya geçiyoruz. Benim rastgele bir becerim olamaz yani, her şey çalışılmış.

Canlandırdığınız karakterlerden biriyle bir günlüğüne yer değiştirme şansınız olsa hangisi olurdu?

Bahadır: Aa çok güzel soru ya bu gerçekten. Ama benim öyle çok keyifli karakterlerim yok ya. 

Onur: Abi düşünsene Larg’ı (Lark)… Larg’ı düşünsene, otobüse binmişti, İstanbul Kartı da vardı ama şu an niye yok artık? 

Bahadır: Yok, ben yer değiştirmek… Şey olabilir, ben Kurt Seyit ve Şura‘da oynadım. Hikaye İstanbul’a geldiğinde bir Türk subayını oynuyordum ve Kurt Seyit’e İstanbul’da yardım edecek görevleri veriyordu; silahlar nereden alınacak, nereye gidecek gibi. Hani o dönemde o Türk subayının yerinde olup, o zorluklarda vatanı için canını ortaya koyan o kişi olabilirdi. Lark yerine Bongomi olsaydı belki Lark olmayı tercih edebilirdim. Senin var mı?

Onur: Ben mesela en olmak istemeyeceğim karakter olarak Orion olarak dışarıda dolaşmak istemem, özellikle İstanbul’da hiç dolaşmak istemem.

Karakterlerinizin bir flört uygulaması profili olsaydı ne yazardı?

Bahadır: Evet, bunu sen sordun ama sen başla. Ben bir düşüneyim o arada ne olur, hangi karakter ve ne yazardı? Daha önce oynadığın işler de olabilir. 

Onur: Sıcak, samimi, hoş sohbet, güler yüzlü, kan tutar falan… Bilmiyorum, bilemedim şimdi ya. Tabii Lark’a bakınca… Sen de gene kılıç mılıç falan şey olur, emojiyle de hallolur yani.

Bahadır: İlişkide yamuk olmaz” filan gibi bir şey değil mi?

Prens dizisindeki karakterinizin en sevdiğiniz özelliği ne?

Onur: Savaştan falan kaçması çok hoşuma gidiyor. Hiçbir olayın içine dahil olmadan, zaten kan da tutuyor, en güzel tarafı o bence. Gül gibi yaşayıp gidiyoruz yani, Orion’un mottosu bu. 

Bahadır:Ya ben biraz benimle de örtüşen, Lark’ın sevdikleri için her şeyi yapabilme, hiç kimseyi arkada bırakmama ve gerekirse canını verme olayını seviyorum. Bence Prens dizisinde “Bizde ailede yamuk olmaz” cümlesinin karşılığı Lark gibi geliyor bana. Orion için ayrı, Prens için ayrı, bütün o aile için yere canını verecek bir komutan ya.

Onur: Peki, Orion bir şerefsiz midir? 

Bahadır: Aaa Orion evet, kendi çıkarları olunca.

Onur: Bencil, karaktersiz… Lark en iyi karakter,

Bahadır: Ne bulduysak birbirimizde.

Oynadığınız karakterle benzer yönleriniz var mı?

Bahadır: Ben soruya biraz önce cevap verdim diye senden duyalım.

Onur: Kavga, gürültü, patırtı falan sevmem tabii yani, savaş mavaş… O belki biraz benzeyebilir. Ama kan tutmaz beni, hatta bakarım da yani. Beni burada şimdi açık kalp ameliyatına sok, izlerim böyle; kadavra madavra her şeye bakarım. Hiç Orion’la alakam yok o noktada. “Böyle saçlarımız benziyor” desem… 

Bahadır: Biraz önce anlattım zaten, “Daha fazla konuşturma” diyorsun. Ben istemeden iki soruya birden cevap verdim.

Setin en unutulmaz anı hangisiydi?

Onur: O kaşeyi aldığın zaman değil…

Bahadır:Setteyken çok var ki, hangi birini sayalım? İlk akla gelen; dev ahtapot sahnesi, gemi sahneleri, bizim hamam sahneleri, sürekli bir yakalanma durumumuz… İlk sezon Bongomi sahneleri çok keyifliydi bizim için.

Onur: Tekneden atlamamız gerekiyordu; şimdi böyle güzel bir stüdyoda çekiyoruz, tekneden hani minderleri koymuşlar, koşacağız ve atlayacağız. Ama gerçekten bir tık uzağa atlaman gerekiyor ki ayağın tekneye çarpmasın vesaire falan. Ben de çok bayılırım böyle atlamalı sahnelere. O aslında çok atletiktir; kavga, dövüş, kılıç mılıç falan ama adam atlayamıyor! Adam böyle kurye gibi gidiyor gidiyor, kaldı orada. Gidiyor gidiyor, bakıyor, geri geliyor. 

Bahadır: Dizimde yırtık var ve hani minder koymuşlar ama ben bir güvenemiyorum, aman bir sakatlık olursa çekim kalır filan diye çok gerildim. Onur’a bir baktım, bir atladı lamba paneline çarpacaktı neredeyse! Ödüm kopuyor bir şey oldu diye, “Onur iyi misin?” filan diyorum. Yok bir şey diyor. Abi ben atlayamıyorum hani, sonra gelip gelip hızlıca koşup tık diye böyle atladığımı, saçmaladığımı biliyorum. Ama tabii Prens çok güzel bir iş ya, çok çok güzel anlar var.

Onur: Bir şeyi şu an söylemem lazım abi, Orion’un işte hani babasının katiliyle karşılaştığın an…

Bahadır: Onur’dan önce güldüğüm tek sahne var. Onur’dan önce güldüğüm tek sahne, üçümüzün bir anda böyle dönüp arkaya bakıp babasının katilini gördüğümüz o an. Gerçekten senden önce güldüğüm ve hiç unutamayacağım o sekans komple harikaydı. 

Onur: Ya ben zaten orada gülmemeye çalışıyorum, ben senin benden önce dağıldığını görünce ben artık zaten hiç toparlayamadım, dayanamadım.

Prens dizisinde en çok zorlandığınız sahne neydi? Hangisinde kahkahayı tutamadınız?

Onur: Bir soruyu mahsup ettik gibi oldu. Bak “mahsup etmek” İktisat’tan geliyor yani, düşmek gibi onu şey yapıyorsun.

Bahadır: Evet, yani benim kahkaha attığım işte babasının katilini gördüğümüz sahneydi ama onun dışında hepsinde gülüyoruz canım, gülmediğimiz sahne mi var?

Onur: Bu sene mesela Giray (Altınok) bu anlamda tam bir şerefsiz yani

Bahadır: Provada ayrı oynuyor, provada peruk yok orada ayrı ezber alırken ayrı… Sete bir çıkıyoruz adam bir anda bir şeyler söylüyor, zaten zor tutuyoruz kendimizi, orada bir de doğaçlama yapıyor. Ayin sahnesi vardı, bebeği kutsadığımız, kölenin ayin yaptığı… “Çık çık çık” filan deyip, orası da çok iyiydi, çok gülmüştük ya.

Sette birbirinize en çok ne şakası yapıyorsunuz?

Onur: Ya biz şaka içinde yaşayınca artık hiç o kadar ekstra şaka yapmaya gerek kalmıyor.

Bahadır: Bir de şaka için kaydı kesersek herhalde dizi bitmez.

Onur: Şaka değil ama ben şeye çok takılıyorum: Sesi güzel olduğu için mesela alakasız bir yerde şarkının bir yerinden giriyorum o devam etsin diye. Artık hani Acun’un “Var mısın Yok musun”da 10 deyip sustuğu, bütün stüdyonun 9’dan geriye saydığı anlar gibi.

Bahadır: Onur başına giriyor, o kadar oturdu ki devamını ben getiriyorum bir şekilde her yerde. Ama öyle çok şaka yapan biri değil. Giray genelde yakını çekildikten sonra orada güldürmek adına bazı şeyler yapıyor, o var ama birbirimize hiç yapmadık değil mi şaka?

Onur: Yok, yok.

Repliklerinizi unuttuğunuz ya da doğaçlama yaptığınız bir sahne oldu mu?

Onur: Ben hep ezberdim, hiç unuttuğum olmadı.

Bu arada doğaçlamayı biz çok az yapıyoruz. 

Bahadır: Bu arada doğaçlamayı biz çok az yapıyoruz. Giray’a izin veriyoruz biraz.

Onur: Top onun, oynasın çocuk gibi oldu yani. Giray zaten aynı zamanda yazdığı için onun alanı ve biz daha çok onu destekleyen ögeler olarak oradayız ve çok da iyi yapıyor işini. Daha çok bize verilen görevi yerine getirip onu en yakından izleyebilme şansına sahip olan insanlar olarak geçiriyoruz vakti.

Bahadır: O kadar iyi yazıyorlar ki bir de gerçekten her şey çok yerli yerinde, ekstra bir şey yapmaya çoğu zaman gerek kalmıyor. Sonrasındaki o işte sahneler, o ayin sahnesinde o an çıkıyor bir şekilde ortaya. Yani oralar hep böyle abartılı.

Onur: Çok az ya doğaçlama bizim gerçekten çok az. Bu da hoşuma gidiyor yani bu durum.

Bahadır: Bazı saçma şeyler yapıyoruz belki işte oyundaki mimikler vesaire, neyse oralara girmeyelim.

Orion ve Lark’ın unutulmaz ortak sahnesi hangisiydi?

Onur: İşte hamamla başla, saunaya git.

Bahadır: Sen başla, biraz önce ben saydım çoğunu. Senin için neydi, hangisiydi?

Onur: Hangisiydi ya? Şey güzel bence; Canberk’in geldiği, bizim kılıç çalışırken yakalandığımız sahne çok iyiydi bence.

Bahadır: Şey de ama hamamda Eraslan’ın da gelip hani “Baylar siz Fransız mısınız, ne zaman böyle giyindiniz?” dediği an. Evet, bizi tanımlayan sahneler ilk sezon için onlar. 

Onur: Ya şey de iyiydi; Kaleş’in bize planını anlatmak için iki generali çağırdığı, bizim hiç anlamadığımız yani zeka ürünü hiçbir unsurun olmadığı sahne.

Bahadır: Ama hani bu ortak olmayabilir ama benim ilk sezonda da son sezonda da küfür sahnelerime ben gerçekten bayılıyorum ya. 

Onur: At üstünde çok iyi küfür edebiliyorsun, helal olsun. 

Bahadır: Sırf onu yapabiliyorum, süremediğim için atı sadece durdurup küfür ediyorum gibi bir şey oluyor.

İçeriği Paylaş:

Abone Ol

spot_imgspot_img

Popüler

Bunun gibi daha fazlası
Benzer

Vahide Perçin’in Tiyatro Sahnelerinden Ekranlara Uzanan Kariyer Yolculuğu

13 Haziran 1965’te İzmir’de dünyaya gelen Vahide Perçin, oyunculuk kariyerine Ankara Sanat Tiyatrosu ve Devlet Tiyatroları’nda adım attı. Televizyon dünyasına 2003 yapımı Bir İstanbul Masalı dizisiyle geçen usta oyuncu, kısa sürede geniş kitlelerin beğenisini kazandı.

Bergüzar Korel ve Kenan İmirzalıoğlu’ndan ‘A.B.İ.’ Dizisi Kareleri

A.B.İ. dizisinin ikinci sezonundaki Bergüzar Korel ile Kenan İmirzalıoğlu'ndan ilk kareler paylaşıldı.

‘GQ Türkiye MOTY 2026’ İçin Geri Sayım: Dünyaca Ünlü İtalyan Yönetmen Chiara Tilesi İstanbul’da 

GQ Türkiye’nin her yıl büyük ses getiren ve gelenekselleşen "Men of the Year" (MOTY) 2026 töreni için hazırlıklar başladı. Dünyaca ünlü İtalyan yönetmen Chiara Tilesi, MOTY 2026 çekim detaylarını planlamak ve görsel dili şekillendirmek üzere Ağustos ayında İstanbul’a geldi.  

Boran Kuzum ‘Yağmurlar’ Klibiyle İlk Kez Yönetmen Koltuğunda

Başarılı oyuncu Boran Kuzum, şarkıcı Tuğçe Şenoğul'un Atlas albümünde yer alan "Yağmurlar" şarkısının klibiyle ilk kez yönetmen koltuğuna oturdu.