The İstanbul Spotlight’a konuk olan Emre Bey oyunculuk kariyerinde aldığı risklerden sektörün görünmeyen taraflarına, ilişkilerden başarı baskısına kadar birçok soruyu FaceOff programında yanıtladı.
Bugüne kadar aldığın en büyük risk neydi ve sonucunda neyi öğrendin?
Sanırım oyuncu olmaktı. Çünkü oyuncu olurken aslında geleceği hiç bilmediğiniz bir yola giriyorsunuz. Benim için daha da büyük bir riskti çünkü bir noktada üniversiteyi bırakmak zorunda kaldım. O dönem kolay bir karar değildi ama dönüp baktığımda hiç pişman değilim. Hatta bana yeri geldiğinde risk almanın da doğru olduğunu öğretti.
Rolüne ilk hazırlanmaya başladığında uyguladığın özel bir yöntem ya da şans getirdiğine inandığın bir ritüelin var mı?
Şans getirdiğine inandığım bir ritüelim yok ama her karakter için kendimce küçük bir günlük tutuyorum. Karakterin geçmişini, nasıl biri olduğunu, hayatını yazmaya çalışıyorum. Bir nevi özgeçmiş hazırlıyorum ona. Onun dışında da güvendiğim bir oyuncu koçuyla birlikte çalışıyorum.
Bugüne kadar oynadığın karakterler içinde hazırlık aşamasında seni en çok etkileyen hangisi oldu?
Kuruluş Osman’daki Orhan Bey karakteriydi. Çünkü tarihi bir karakter ve elimde çok fazla bir kaynak yoktu. Sıfırdan yaratmam gerekiyordu ama güçlü ve inandırıcı da olması gerekiyordu. Sorumluluğu ağırdı benim için.
Kamera karşısında yaşadığın ama izleyiciye asla fark ettirmediğin en komik anını hatırlıyor musun?
Çok oluyor aslında. Özellikle dizi setlerinde sürekli böyle şeyler yaşanıyor. Geçen gün çok sinirli bir sahne oynuyorum, tam sahnenin içindeyken bir anda net atan arkadaş kameranın arkasındaki çukura düştü ve kayboldu. Ama gün gidiyor, vaktimiz yok, sahneyi bozmamam gerekiyor. Böyle anlar sette çok yaşanıyor.
Sence içinde bulunduğun sektörün en büyük ikiyüzlülüğü ne?
Bence “Yetenek varsa zaten devam edersin.” söylemi biraz gerçek dışı. Çünkü bu sektörde sadece yetenek yetmiyor. Görünürlük, doğru insanlarla ilişki kurmak ve doğru yerde olmak çok büyük fark yaratıyor. Bir de sürekli “Biz bir aileyiz.” cümlesi kullanılır. Ama en küçük bir anlaşmazlıkta aslında kimsenin kimseyle bırakın aile olmayı, arkadaş bile olmadığını çok net anlarsınız.
Sen böyle anlarla nasıl mücadele ediyorsun?
İlk başta insanı gerçekten zorluyor çünkü inanıyorsunuz, güveniyorsunuz. Ama zamanla bunların sektörün bir parçası olduğunu kabul etmeye başlıyorsunuz. Bir süre sonra “Bunlar geçici şeyler” diyerek yolunuza devam etmeyi öğreniyorsunuz.

Hayatında karar alırken mantığınla mı hareket edersin, duygularınla mı?
Eskiden tamamen duygularımla hareket ederdim. Son iki yıldır biraz daha mantığımla ilerlemem gerektiğine karar verdim. Hâlâ duygusal bir insanım ama son zamanlarda artık duygularımı daha iyi frenleyebilmeyi öğrendim. Açık konuşmam gerekirse de mantıkla verilen kararların daha doğru sonuç verdiğini gördüm.
Yurt dışı için hedeflerin neler?
Bence her Türk oyuncunun böyle bir hayali vardır. Çünkü bizim dizilerimiz yurt dışında gerçekten çok izleniyor. Biz de bunu hem sosyal medyada hem yurt dışına çıktığımızda birebir görüyoruz. O yüzden global bir projede yer almak her oyuncu gibi beni de çok mutlu ederdi açıkçası.
Aşk senin için ne ifade ediyor?
Başka birinin ruhuyla kendi ruhunun birleşmesi gibi geliyor bana. Böyle bir köprü gibi… Şu anda böyle tanımlayabildim. Belki çok fazla tanımı olabilir, belki de hiçbir tanımı olmayabilir. Şu an aklıma bu şekilde geldi.
Aşk uğrunda neleri feda edersin?
Gerçekten aşıksan özgürlüğün dışında her şeyi feda edersin. Kendinden de çok fazla şey feda edersin: Bencilliğini, kibrini… Bir tek özgürlüğünü feda edemezsin. Zaten özgürlüğünü feda etmen gereken bir ilişkide gerçek bir aşk yaşamıyorsundur.
Sen ilişkide karşı taraftan ne beklersin?
Özellikle bir beklentim yok aslında. Bu, ilişkinin içerisindeyken zaten şekillenir. O senin isteklerini anlar, sen onun isteklerini anlarsın. Aşk zaten ortada buluşmak. Birlikte büyüyüp ilerleyebildiğin zaman bence zaten aşkı yaşıyor oluyorsun ya da yaşayabilmiş oluyorsun. En azından benim için öyle.
16 yaşındaki Emre şu an karşında olsa ona hangi tavsiyeleri verirdin?
“Duygularınla değil mantığınla hareket et.” derdim.
Reyting baskısının oyuncular üzerindeki etkisi nasıl?
Oyuncuların moralini çok etkileyen bir şey. Ama ben hiçbir zaman “Her şey bitti.” diye düşünmedim. Çünkü bu mesleğin zaten düz bir çizgide ilerlemeyeceğini biliyorsunuz. Bazen çok iyi olmayan bir iş büyük karşılık bulabiliyor, bazen de çok inanarak yaptığınız işler beklediğiniz sonucu vermiyor. Bence burada önemli olan kendi mentalinizi sağlam tutabilmek.
Sence bir dizinin başarısının göstergesi sadece reyting midir?
Benim için değil ama sektör için maalesef biraz öyle. Dünyanın en iyi işlerinden biri bile olsa reyting düşükse çok kısa sürede bitebiliyor. Tam tersi, çok boş bir iş bile izleniyorsa devam edebiliyor. Şu an sistem biraz böyle işliyor.
Senin kimsenin bilmediği karanlık yönün ne?
Tatminsizlik olabilir. Çok iyi bir iş yaptığımda bile izlerken “Daha iyisini yapabilirdim.” diye düşünüyorum. Bu bazen insanı yoruyor çünkü hiçbir zaman tamamen tatmin olamıyorsunuz. Ama bir yandan da beni sürekli ileri taşıyan şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü hep daha iyisini aramaya devam ediyorum.
Kendini çok eleştirir misin?
Çok. Kendimi izlemeyi sevmem. Ne kadar iyi olursa olsun mutlaka eksik bulduğum bir şey oluyor. Ama sonrasında onları ders olarak alıyorum. Bir sonraki işte “Geçen sefer bundan mutlu olmamıştım.” deyip başka bir yerden yaklaşmaya çalışıyorum.




