The İstanbul Spotlight’a konuk olan İlayda Alişan nasıl bir çocukluk geçirdiğini, sektöre giriş hikayesini, terapi sürecini ve çok daha fazlasını Spottalk programında anlattı.
Soru: İlayda Alişan nasıl bir çocuktu?
Çok kolay bir çocukluk geçirmedim fakat her şeye rağmen gülmeyi bilen, mutlu bir çocuktum. Sokakta büyüdüm diyebilirim. Eve girmem için annem camdan bağırırdı. Annemi kaybettiğimiz süreç zor oldu. O zaman ailecek çok sıkıntılı dönemlerden geçtik. Onun dışında her şey güzeldi, sevgiyle büyüdüm. Beni seven ve kollayan bir babam ve bir ablam vardı. Hatta babamın sevgisinin bazen bana fazla geldiğini bile söyleyebilirim. Babam bizi sıkı bir şekilde büyüttü diyebilirim. Üstümüze fazla düşerdi. Onun bu sevgisi de benim üzerimde ona layık olma kaygısı yarattı. Hala böyleyiz. Hatta pandemi döneminde biz babamla beraber yaşarken ben iki günlüğüne ablama gideceğim diye kapıda sarılıp ağladığımızı hatırlıyorum. Bu olay sonrası bunun kontrolsüz bir bağlılık olduğunu fark ettim ve büyüyüp o fanustan çıkabilmek adına evimi ayırdım. Çocukluğum ve gençliğim böyle geçti diyebilirim, çok sevgiyle büyüdüm. Yine dünyaya gelsem yine bu aileyi seçerim.
Soru: Oyunculuk hikayen nasıl başladı?
Çocukken bir cast ajansına yazdırılmışım. Reklamlarda oynuyormuşum, reklam bebeğiymişim. Lisede bir gün bir dizi teklifi geldi, oyuncu olmak gibi bir hayalim de yoktu aslında. Sadece gözde olmayı çok seven bir çocuktum, öne atılmayı çok severdim. Okulda Andımız okunacağı zaman ben okumak isterdim. Belki buralardan sinyaller vermiş olabilirim oyuncu olmakla ilgili. Teklif geldiği gün voleybol maçım vardı, “Beni zaten seçmezler.” diye düşünüyordum. Arkadaşlarımın zoruyla audition’a gittim. Metni o anda ezberledim, girdim, oynadım ve oldu. Her şey bir anda gelişti.
Soru: İlk set deneyimin nasıldı?
İlk işimde çok utangaçtım, öz güvensizdim. Her şey bana çok büyük geliyordu. Camia, oyuncular, ünlülük, televizyon… Hiç bilmediğim ve yabancısı olduğum şeyler. Kendimi o dünyanın çok küçük bir parçası gibi hissediyordum. Su istemeye bile çekiniyordum. İlk sahnemi çekerken “3-2-1 action” denmesini beklemeden direkt sahneye girdiğimi hiç unutmuyorum. Çok garip ama çok da öğretici bir süreçti benim için.
Soru: Kendine karşı acımasız olduğun bir dönem oldu mu?
Hep kendime acımasız olan biriydim. Özellikle geçtiğimiz 2-3 yıla kadar kendime karşı çok acımasızdım. Hep kendimle dalga geçerim ve bunu severim de. Kendimle alakalı değiştiremediğim şeylerle alay ederim. Mesela eskiden daha kiloluydum, o zamanlar kendime karşı çok daha acımasızdım. İnsanların beni sevmesini isteyerek kendime çok acımasızlık yaptığımı düşünüyorum. Hayır diyememekle alakalı da çok büyük problemlerim vardı ve insanlar bunu suistimal ediyorlardı bir yerden sonra.

Soru: Terapi sürecin nasıl başladı?
Bahsettiğim gibi hayır diyememe problemlerimle başladı. Kendimi bulmaya çalıştığım bir dönemde kendi arazlarımı fark etmeye başladım. Bence iç görüsü olan da bir insanım. Kendimi çok iyi analiz ettiğimi düşünüyorum. O noktada arazlarımı fark edip insanlara hayır diyemediğimi fark ettim ve terapiye başladım. Terapistim bana günlük görevler veriyordu. Zamanla birine ‘hayır’ dediğimde karşımdaki kişi üzülüyorsa bunun onun problemi olduğunu anladım.
Soru: İlişkiler konusunda zamanla ne öğrendin?
Her ilişkinin insana bir şeyler öğretip insanı bir sonrakine hazırladığını düşünüyorum. Şu an geçmişe göre ne isteyip ne istemediğimi çok daha iyi biliyorum. Şu anki ilişkimde de her şey o kadar olması gerektiği gibi ki nazar değmesinden çok korkuyorum, sizler de lütfen maşallah deyin.
Soru: Bir ilişkide sence red flag nedir?
Çok var aslında ama bence en kötüsü partnerinin başarısıyla mutlu olamamak. Başarını kaldıramayan ya da seni aşağı çekmeye çalışan insanlar bence çok büyük red flag. İnsan sevdiği kişinin başarısıyla gurur duymalı.
Soru: Sosyal medyada bir imaj baskısı hissediyor musun?
Hissediyorum tabi ki. Örneğin ben kaşlarımı almıyorum. Fotoğraf atıyorum, bununla ilgili yorumlar geliyor. İnsanlar gerçekten en ufak şeye bile yorum yapabiliyor. Eskiden çok daha fazla ciddiye alıyordum, artık o kadar da almıyorum. Her an linç yemeye hazır olmak zorundasın. Bir dönem yaşadığım yoğun bir linç sonrası gerçekten panik atak geçirdim. O süreçte bununla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Sürekli insanların ne düşündüğünü okumaya çalışıyordum. O yüzden hissediyorum evet. Ama tabi beni örnek alan kız çocukları, gençler var. Onlara kötü örnek olmamak adına ne paylaştığıma dikkat ediyorum.




