Oyuncu Evliya Aykan, Bana mı Kaldı? programında günlük hayatın içinden gelen absürt ve tartışmalı soruları yanıtlayarak izleyenleri kahkaha dolu ve samimi bir sohbetin ortasına davet ediyor.
Evliya Aykan, The Istanbul Spotlight’ın “Bana mı Kaldı?” formatında sosyal medyanın ve günlük hayatın tartışmalı konularını kendi mizahi üslubuyla masaya yatırıyor. İlk buluşmada hesap ödeme ikileminden akraba travmalarına, popüler kültür alışkanlıklarından komplo teorilerine kadar pek çok konuda eğlenceli ve samimi değerlendirmelerde bulunuyor.
Soru: Konuşma arasında İngilizce kelime kullananlar kendini havalı sanıyor ama değil.
Evliya Aykan: Buna kesinlikle katılıyorum.
Soru: İlk buluşmada hesabı erkek öder.
Evliya Aykan: Katılıyorum da katılmıyorum da. Şöyle ki, bence hesap olayına çok takılmamak lazım. Ama tabii ki bir insanın çok cimri olduğunu fark ettiğinizde korkunç bir ortamda olduğunuzu anlıyorsunuz. Yani ilk hesaptan o anlaşılır gibi değil mi? O yüzden biraz katılıyorum ama niye hep erkek üzerinde böyle bir sorumluluk var ki? Hatta bana çok yemek ısmarlıyor ama ben de şey diyorum: “Aşkım diyorum, ben ödeyeyim faturasını muhasebeye gönderirim, vergilerimi ödüyorum”.
Soru: Herkesin bir akraba travması var.
Evliya Aykan: Tabii ki var. Benim mesela akrabalarım, benim adıma televizyon işi yaptığımda çok sevindiler. Kuzenlerimden birini ünlü bir oyuncu abimizle tanıştırdım, iki dakika masadan ayrıldım, döndüğümde kuzenim iş bağlamaya çalışıyordu. Yani tiyatrodan hemen nasıl para kazanılır üzerine bir şeye girişti. O yüzden akrabaları işinizden uzak tutun, katılıyorum!
Soru: Büyük şehirler insanı yalnızlaştırıyor.
Evliya Aykan: Katılıyorum. Ama bu yalnızlaşma meselesine çok karşı değilim ben. Bireyselleşme, uzunca bir süre eleştirdiğim bir şeydi ama yalnız olmanın da değerini öğrendikten sonra birazcık ölçülü olmak gerekiyor. Yani topluma da kendinizi tümden kapatmayın.
Soru: Ananasın pizzanın üstünde yeri yoktur.
Evliya Aykan: Ben buna katılıyorum. Ama şimdi şey var; bazı lezzetler var, tatlıyı ekşiyi hayatımıza soktular ya. Eskiden nettik, şu an toplum da hayat da biraz içe geçtiği için lezzetler de değişti. Bu bir yandan aslında yanlış oldu çünkü Osmanlı’da şey vardı, kayısılı, erikli yemekler vardı. Demek ki biz nasıl fakirsek, ikisini yan yana getirememişiz.
Soru: Tatilde plansız olmak keyiflidir.
Evliya Aykan: Kesinlikle! Ya abi her şeyi planlıyor ya; “şu saatte buradayız, buradan çıkıyoruz orada pizzamızı yiyoruz, tarafta meşrubatımızı içiyoruz”. Niye abi, neden? Ya bir dur ya, biraz bence akışına bırakmak lazım ya. Her şeyi planlamak… Mesela ben şeye de karşıyım: “Aşkım dolaptan tavuk çıkardın, akşama tavuk var”. Çıkarma abi, belki akşama ben tavuk yemeyeceğim.
Soru: TikTok kapatılmalı.
Evliya Aykan: E benim teyzem nerede eğlenecek? O amcalar, teyzeler birbirine bir şeyler atıyorlar, teyzeler neler yapıyor orada ya? Onların neşesini ellerinden almayalım. Korkunç bulduğum tarafları da var yani, katılıyorum bir yandan, en azından teyzeler için ayrı bir uygulama açalım!
Soru: Çocukken o zincir hamburgercide doğum günü kutlamak sınıfsaldır.
Evliya Aykan: Ben buna katılıyorum. Ama şöyle; hani çocukken hamburgercide doğum günü kutlamak fikri yok bende, yani hamburgerci yoktu uzunca bir süre bizim orada. Ben ilk hamburgerimi üniversitede yedim galiba, hatta geçen gün onun da geyini yaptık. Ben ilk muzumu da ortaokulun ortalarında falan yedim. Bu şey bir hikaye değil, yani bazıları da muzu geç… Ben kutlanmasını sevmiyorum doğum günümün. Doğum gününde böyle senin en yakın durduğun fotoğrafı paylaşıyor ya, böyle seni de etiketliyor arkadaşın. Şimdi onu paylaşmak zorundasın ve ilkini paylaştıktan sonra herkes paylaşmaya başlıyor. Senin hesabında 440 tane art arda şey oluyor falan, fotoğraflar oluyor. Biri de hikayene baktığında “e falan, tamam anladık doğum gününü” deyip sana da gıcık oluyor. Sen de bir baskı altında hissediyorsun, acaba birbirimizi etiketlemesek mi?
Soru: Kahveyi şuruplu içiyorsan kahve sevmiyorsun.
Evliya Aykan: Şurupla hiç içmedim kahve ama evet, sen başka bir şey seviyorsun yani. Sen ne seviyorsun? Yok yok, hatta Doğu dizisinde bununla ilgili bir bölüm de vardı, Doğu ile atıştığımız bir sahne vardı: Kendi ana babasının kestiği portakalı yemez, gelip burada limonlu kahve içiyor falan. Buna bir tek ben mi gülüyorum ya?
Soru: Adidas Samba sadece görüntü için giyilen dünyanın en rahatsız ayakkabısıdır.
Evliya Aykan: Evet, evet abi! Bir de yani sürekli bir Samba derdimiz var. Bir de bak böyle yürüyor, “ayağım gitti” diyor. Katılıyorum, aynı markanın çok iyi ayakkabıları var. Hani Samba’yı sevmiyorum efendim yoksa ben de alıyorum sporda siz de neyse!
Soru: 1.70 kız, 1.70 erkekten daha uzundur.
Evliya Aykan: Evet, kadının uzun olmasıyla ilgili erkeklerin bir tribi var. Hatta işte görüyoruz magazinlerde büyük topuklu ayakkabı giyerek bu açığı kapatmaya çalışanlar falan. Bu çabaya gerek yok ya. Benim yakın arkadaşlarım Kutay ve Berfin; Berfin bayağı 1.80, Kutay da 1.15 mi öyle bir şey ve çok iyi bir çiftler, yani komikler. Katılmıyorum ben bu soruya.
Soru: Geç yatanların erken kalkanlara gösterdiği saygıyı erken kalkanlar da geç yatanlara göstermeli.
Evliya Aykan: Bence de! Her zaman eğer hani çok yorgun değilsem 4’ten 5’ten önce yatmam gece. Sabah 8:00’deyse de işim, hani bugün de erken sabahın köründe getirttiniz ya, geç yatıyoruz abi. Erken kalkıp yine işimize gidiyoruz ama erken yatanların böyle hayatta başka bir yolu var, onlarla hiç bir olamadım ben. Ben mesela o gün bitmesin diye uyumuyorum galiba, o günü sonuna kadar kullanayım.
Soru: Gerçek İstanbulluların Boğa Heykeli’nde fotoğrafı yoktur.
Evliya Aykan: E tabii ki abi! Bir de yani orada fotosu olanlar… Hadi işte geliyor millet çocuğunu oraya oturtuyor. Abi bazen oradan geçiyorum, üç tane herif boğanın üstünde “kanka kanka” ya oğlum öyle bir şey değil ya! Boğa heykeli bir de ne alaka boğa heykeli ya? Ben onu bir anlayamadım; neden mesela Kadıköy’ün ortasında boğa heykeli var, bunu biliyor muyuz? Evet, biz genel kültürü biraz kısık insanlar bir araya geldik, ben de bilmiyorum araştıracağım ama biz Google’layarak da bulamadık öyle bir ekibiz şu an.
Soru: Tatilde erken kalkmak mantıksızdır.
Evliya Aykan: E yani tatil ne abi ya? Gidiyorsun fütursuzca hiçbir şey düşünmeden uyuyacaksın. Çünkü tatil benim için o, full uyuyayım. Kalkmayalım abi, ne olursunuz ya? Bence hiçbir zaman erken kalkmayalım efendim.
Soru: “Kimseye söyleme” denilen sırrı en yakın arkadaşıma söylemek sayılmaz.
Evliya Aykan: Kısmen katılıyorum tabii ama şu var; işte her zaman hepimizin bildiği, sen birine güvenip sır veriyorsun, onun da güvendiği biri var, diğerinin de güvendiği biri var. Herkes birbirine güvenirse hiç sır kalmayabilir! Bu bazılarını sadece anneye söylemek… Gerçi yok, benim anneme söyleyemem ben onu. Bir ara şöyleydi: Annem beni arıyordu, “Evocum, biz geçti başına böyle bir şey geldi, doğru mu oğlum?” “Evet anne” diyordum ya, “anne şöyle oldu, dert değil ya aman boş ver” falan. Hiç aklıma gelmiyor niye böyle bir soru soruyor. Sonra Instagram’da bir sayfa var, orada benim yaptığım açıklama var birebir. Annem Instagram sayfalarının sorularının ajanı olmuş, benim ağzımdan laf alıyordu! Doğuyla böyle bir şey olmuş, “Yok anne diyorum ne alakası var yalan çıktı” falan. Kadın bayağı gazetecilik yaptı ya!
Soru: “Enerjim düştü” geçerli bir iptal sebebidir.
Evliya Aykan: Neyi iptal edecek bu? “Aşkım enerjim düştü” okey ya. Enerjim düştü iş için geçerli değil yani, hani yapımcıya gidip “Kerem bey enerjim düştü” yapamazsın! Niye böyle bir oyuncu rica ediyor, onu da bilmiyorum, derinlere inmek lazım!
Soru: Kadınlar da evlilik teklifi edebilir.
Evliya Aykan: Tabii ki niye bazı şeyler full erkeklerin kontrolüne geçti? Kadınlar size sesleniyorum; evlilik teklifini bu hırtalara bırakmayın, alın elinize ipleri siz teklif edin, yüzüğü siz alın! Karat karat karat karat… Bir yerden geçiyorduk, dedim ki buradan mesela ne beğeniyorsun? “Şu” dedi. Öyle bir fiyat verdiler ki, yani Kaddafi miyim oğlum ben? Bir de hani çok daha iyi bir araba alırız, ne bileyim yani ne gerek var? Öyle bir koltukta otururuz ki hani hiç kalkmak istemeyiz. Karatı alacak, onu da takamayacak; “şuraya gidersem başıma bir şey gelebilir, çalabilirler” o olabilir. O bir günlük herhalde arkadaşlarına göstermelik bir şey.
Soru: Prenses Diana hala hayatta.
Evliya Aykan: Gerçekleri konuşalım tabii ki hayatta, yani bu bunun aksi hiçbir şeyi ben kabul etmiyorum! Prenses Diana hayatta. Birkaç kişi var böyle hayatta olan: Michael Jackson, Tupac ve büyük ihtimal bunlar başka bir işte… Ada demeyeyim de başka bir yerde yaşıyor bunlar. Ama ben sıkılırdım bir yerden sonra ortaya çıkmak isterdim ya da kendimizden çok kaçmak istediğimiz zamanlar oluyor ya, ama en fazla işte 2 saat sürüyor çünkü sonra kendinlesin, ne yapacaksın abi? Tupac hala hayatta, ya yaşa benim ekip, bunlar yaşıyor abi, bunu araştıralım!
Soru: Çorba başlangıç değil ana yemektir.
Evliya Aykan: Tabii ki! Bu her garibanın bilebileceği bir şeydir. Beş tas içiyordum ben babamla böyle bir yarışımız vardı. Yarış derken işte böyle garibanların eğlencesi olur ya: “Baba ben daha çok çorba içeceğim” “İçme lan yarına da kalsın” falan. Ben buna katılıyorum, bence zaten bu bilgiye sahip olmayan biri hayatta bazı şeyleri kaçırıyor oğlum. Fakirliğin de başka bir kafası var yani, onu yaşayan bilir. Zenginlere tavsiye etmiyorum ama en azından yanınıza bir fakir arkadaşınızı alıp bir ara gözlemleyin.
Soru: Kalabalık ortamda telefonla yüksek sesle konuşmak kabalıktır.
Evliya Aykan: Tabii ki! Bir de şimdi şeyler çıktı ya… Airpods mu, işte abi şunu takıyor, bizim set ortamında da vardır o çok. Evet, onları yerleştirdikten sonra “ha, hı, hı…” Ya ablacığım set var burada, insan var burada, hani şurada sürekli senin işin kutsal, hiçbirimiz bir iş yapmıyoruz değil mi? Sen o kulaklığı alabildin kendine, sen her şeyin müdürüsün ya! Her yerde konuşuyorlar bir de tatilde de var bunlar. Hemen tatil yaptığın yerde yan tarafta sürekli ne iş yaptığını kanıtlamaya çalışan adam var ya ve o kulaklık kesin var! Gönderin ya, tamam sensin be okey. Euro’yu bulan adam sensin ya, kıl oluyorum bunlara!



